Gökhan's profileGökhan ÖZİÇPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    March 29

    ODTÜ Robot Günleri 2008 (21-22-23 Mart)


                         



    ODTÜ Robot Günleri 2008, 21-22-23 Mart tarihlerinde ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlendi. Çankaya Üniversitesi Yapay Zeka ve Robotik Kulübü olarak biz de serbest kategori yarışları için oradaydık. Yarışmaya bu yıl ilk defa denenmek üzeren 3 yeni kategori eklendi. Slalom, çöp toplama ve merdiven çıkma. Slolom yarışlarını izlemek çok keyifliydi. Robotta kullanılabilecek çok sayıda algoritma var ve her birinin diğeriyle arasında çok küçük hız farkı olduğundan hangi algoritmanın daha verimli çalışacağına karar vermek bir hayli zorlayıcı bir iş. İzlerken de hepimize büyük keyif verdi. Merdiven çıkma kategorisinde ise Süleyman Demirel Üniversitesi'nin şovu vardı. Yarışmaya "Humanoid" bir robotla katıldılar. Robotlarının merdiven inip çıkması için güzel bir algoritma yazmışlar. Robot, çıkması gereken merdivenin üzerine kendini bırakıyor, ters takla atıyor ve tekrar ayağa kalkıp aynı hareket dizisini uyguluyor. Merdiven inerken ise kendi bulunduğu basamağa kendini yüz üstü bırakıyor. Kolları ve ayaklarını kullanarak kurbağalama yüzüyor gibi kendini yerde itiyor ve inmesi gereken basamağa düşüyor. Çok kurnaz bir algoritma olduğunu söyleyebilirim  Performansını tamamlamasından sonra ise seyircileri selamlaması, salonda büyük bir alkış tufanının kopmasına neden oldu. Seyirciler robotu uzun süre alkışladılar. Çizgi izleyen robot yarışmasının pisti de zorlayıcı ve güzel bir pist olmuş. Keskin virajlar ve kesik çizgiler, robotların algoritmalarının ne kadar hatasız olduğunu ölçmede başarılıydı. Özellikle kesik çizgiler, robotları bir hayli zorladı. Sumo robot kategorisi ise büyük çekişmelere sahne oldu. Büyük boy kategorisinin yarı final ve final maçlarında robotlar uzun süre birbirlerine üstünlük sağlayamadıklarından seyircilere güzel bir ziyafet çektiler. 3.'lük maçı tam 7 round sürdü. Sumo robot yarışmasının finalinden sonra ise gösteri amaçlı bir "Death Match" yapıldı. Sumo robot ringine tam 10 robot yerleştirildi ve İspanya'dan katılan ekibin robotu diğer robotları pist dışına atarak "Death Match"in galibi oldu. Biraz organizasyondan bahsetmek istiyorum. Yemekleri saymazsak organizasyon iyi hazırlanmıştı. İlk gün yarışmacılara görevliler tarafından yemek kuponları dağıtıldı. Ama dağıtılanların yemek kuponu olmadığını anlamamız pek de uzun sürmedi. Yemek gelmişti gelmesine. İçi soğan, biber ve domates dolu; ismine hürmeten birkaç tane tavuk parçasının da konduğu tavuk dürümler dağıtıldı yarışmacılara. Sonraki iki gün boyunca ise hiç yemek dağıtılmadı. Dağıtılan kuponlarla anlaşma yapılan restorandan bedava içecek alınabiliyordu. Yemekteki sıkıntıyı bitarafa bırakırsak organizasyon gayet güzeldi. Her gün farklı konferans salonlarında robotikte söz sahibi mühendisler ve işadamlarının sunumları organizasyona renk kattı.


    Bizim kategorimiz olan serbest kategoride amansız bir çekişme yaşandı. İlk gün 38 üniversiteden elemeler sonucu sadece 12 tanesi kaldı. İkinci gün ise yarışmacılar jüriyi etkileyebilmek için robotlarının bütün hünerlerini sergilediler ve iyi sunumlar yapmaya çalışıp bütün soruları cevaplandırmaya çalıştılar. Son gün yapılan son puanlamadan sonra ise konferans salonunda sonuçlar açıklandı ve ödüller sahiplerine verildi. Serbest kategoride birinciliği Karabük Üniversitesi'nin "Fare Yakalayan Kedi Robot"u kazandı. Bizim projemiz olan "Rover" ise 5. oldu. 10 aylık bir kulüp olmamıza rağmen 5.'lik bizim için çok iyi bir netice. Bu 5.'lik, cesaretimizi ve azmimizi daha da artırdı. İTüRO'ya robotumuzu daha da geliştirip ilk 3'ü hedefleyerek gideceğiz. Buradan organizasyonu düzenleyen ODTÜ Robot Topluluğu’na teşekkürlerimi iletiyorum. Güzel bir organizasyona imza attılar.   



    March 08

    RobotTürk

    RobotTurk_web

     

    Yıl 1999. Türkiye büyük bir facia ile karşı karşıya kaldı. 7.4 büyüklüğünde bir deprem bütün her şeyi sildi süpürdü. Zarar gören iletişim altyapısı yüzünden iletişim gerçekleştirilemiyordu. Bu iletişim bozukluğu 5 gün boyunca devam etti. Tam 40.000 vatandaşımız bu felakette can verdi. O zaman meydana gelen bu iletişim aksaklığını gidermek için ise günümüzde çok özel bir proje hazırlandı. RobotTürk. RobotTürk; Oğuz BAYRAKDAR ile Ömer ÇELİK’in geliştirdiği bir iletişim sağlama ve arama-kurtarma robotudur. Robot bir helikopter olan RobotTürk ile, iletişim altyapısının çalışmadığı durumlarda, canlı olarak bölgeden görüntü almak mümkün. Üzerindeki kamera sayesinde 40 km gibi bir mesafeden görüntü alınabiliyor. Microsoft Robotic Studio sayesinde yer istasyonundan gönderilen emirleri uygulayabiliyor. Bunun yanında yer istasyonlarında kullanıcı; robota Microsoft Virtual Earth üzerinden yeni bir hedef gösterip robotu oraya yönlendirebiliyor. Yurtdışında da büyük yankı uyandıran bu projenin çalışmalarında Emrah YILMAZ da bulundu. Böyle bir çalışma ülkemiz adına harika bir gelişme. Ömer ÇELİK, Oğuz BAYRAKDAR ve Emrah YILMAZ’ı kutluyorum. Harika bir iş başardılar.


    Daha fazla bilgi için:

     

    http://roboticsnedir.com/blogs/robotturk/pages/robotturk-with-msrs-saving-life.aspx


    Yurtdışında RobotTürk ile ilgili çıkan haberler:


    http://www.news.com/8301-10784_3-9880957-7.html?tag=blog.1

    http://nogginswap.com/cs/blogs/pcpartfinder/archive/2008/02/27/roboturk-helicopter-to-aid-disaster-recovery.aspx

    http://newsbreak.com.au/search.ac?relkey=a1056739

    http://northloop.14gram.com/roboturk-helicopter-aid-disaster-recovery

    http://www.microsoft.com/presspass/events/HHHlaunch/gallery.mspx#4http://blogs.msdn.com/msroboticsstudio/archive/2008/02/27/robotturk-disaster-emergency-video-system.aspx

    http://www.itbusiness.ca/it/client/en/home/News.asp?id=47326







    Sözlük mü? Bildiğimiz sözlük mü?


    “Sözlük” dendiğinde hepimizin ilk aklına gelen, farklı dillerin kelimelerinin birbirlerine göre karşılıklarının bulunabildiği; ya da aynı dil içerisindeki kelimelerin geniş anlamlarının bulunduğu kaynaktır. Ama, ülkemizde öyle bir sözlük var ki bilinen sözlük anlayışının üzerine çıkıp Türkiye’de herkesin fikirlerine önem verdiği bir sanal platform haline gelmiştir. Evet, tahmin edeceğiniz üzere Ekşi Sözlük’ten bahsediyorum. Bugün gazete okurken Ayşe Arman’ın bir röportajına rastladım ve paylaşmak istedim. Röportaj Ekşi Sözlük’ün yaratıcısı Sedat KAPANOĞLU ile yapılmış. Kendisi şu anda Microsoft’un Seattle’deki Windows Yazılım ekibinde çalışan bir yazılım mühendisi. Üniversite mezunu değil. ÖSS’nin ona göre olmadığını ve bundan dolayı da üniversiteye girmediğini söylüyor. Daha sonra bir vakıf üniversitesini kazanmış ama o sırada da çalıştığı için devamsızlıktan atılmış. Yazılım tutkusu onda daha çocukken başlamış. İlkokuldayken abisinin okuduğu okuldaki bilgi işlem labaratuvarına birlikte giderlermiş. Burada o da program yazmaya çalışır ve başarırmış. Hocalar dahi onun program yazabildiğine inanamazmış. Bu tutkusu onda giderek artmış ve kendini geliştirmiş. Üniversite mezunu olmamasına karşın yazılım konusunda profesyonelleşmiş. Buna karşın üniversite mezunu olmadığından dolayı pişman olduğunu da sözlerine ekliyor. İşin kolayı varken, zor yoldan yapmaya çalışmak, Üniversitede hocaların hazır öğrettiği şeyleri, kendi kendine öğrenmek zorunda kaldığını söylüyor. Bunun, şu an bulunduğu noktaya gelebilmesinin daha uzun sürmesine neden olduğunu ve daha zahmetli hale getirdiğini söylüyor. Microsoft’a nasıl kabul edildiniz sorusuna ise şu şekilde cevap veriyor: “Microsoft bildiğiniz şirketlere benzemiyor. Diplomaya değil, yeteneğe ve potansiyele bakıyor. Ama burada da işe girmek kolay değil. Microsoft’a girebilmiş olmam, tamamen yazılım geliştirmeye beslediğim kişisel tutkuyla alakalı.” Çocukken bilgisayar yazılımına duyduğu ilgiyi normal bir şey olarak tanımlıyor. Resme ya da müziğe ilgi duymaktan çok da farklı sayılmadığını; hayal gücünüzü, somut bir esere dönüştüren enstrümanın bilgisayar olduğunu söylüyor. Herkesin yaptığını istemeyen biri Sedat KAPANOĞLU. Aynılaşmayı sevmiyor. Farklı şeyler denemekten zevk alıyor. Ekşi Sözlükte bu şekilde doğmuş. İlk başlarda bir geyik olarak yapılmış sözlük. Daha sonra internetin yaygınlaşmasıyla yayılmış. Başlarda arkadaşlarını davet etmiş ve onlar da kendi arkadaşlarını ve site çığ gibi büyümüş. Bilgisayarcıların en büyük sıkıntısının sürekli masa başında oturmaktan dolayı sırt problemleri çekmesi ve kilo sorunu olduğunu vurguluyor. Mouse ve klavye kullanmanın da, tendon zedelenmesi gibi sorunları getirdiğini söylüyor. Sağlığa özen göstermek ve sporu ihmal etmemeyi tavsiye ediyor.

     

    Sedat KAPANOĞLU benim de çok taktir ettiğim bir yazılım mühendisi. Ekşi sözlük sanal dünyaya açılmış yeni bir kapı ve gerçekten de farklı bir proje. Bu kadar insanı ve bu kadar farklı görüşü bir arada sunabilen; bunu da kavga, gürültü olmadan; herhangi ciddi bir olay yaşanmadan sunabilen bildiğiniz başka bir platform daha var mı? (Ufak tartışmalar tabii ki oluyor ama saygı sınırı çerçevesinde. Bunlar da sitenin moderatörleri tarafından sürekli kontrol ediliyor ve kanunsuzluk, ya da hakaret içermediği taktirde yayımlanıyor.) Ekşi Sözlük, internete ve fikir paylaşımına yeni bir soluk getirdi. Umarım ülkemizde böyle projeler üretilmeye devam eder. Bu yazı dizisini okumanızı tavsiye ederim. (Hürriyet gazetesi-Cumartesi eki) 


    March 05

    Tahta ve Derinin Süregelen Uyumu

     

      

     

     

    Lise 2'ye giderken bir tanıdığımız sayesinde metal müzik ile tanıştım. O zamana kadar genelde pop ya da R&B dinleyen biriydim. Ama metal müzik tamamen bambaşka birşey. Çoğu insanın yanlış bilmesine karşın metal müzik, aslında rock müziğin bir dalıdır. Çoğu insan metal müzik denilince bağıran çağıran vokaller, melodinin "m"sinin olmadığı şarkılar ve kabagürültü olarak algılıyor. Tabii ki bunun arkasında metal müziğin aslında ne olduğunu bilmemekten kaynaklanan nedenler var. Bu müziği ilk keşfettiğim yıllarda öyle bir hayranlık beslemeye başladım ki, biran evvel bir müzik aletini çalmayı öğrenip aynı müziği bende yapmak istiyordum. Ama müzik aleti seçmek hiçte dışarıdan göründüğü gibi  kolay bir iş değildir. Siz enstrümanı değil, enstrüman sizi seçmeli. Bunun yolu da denemekten geçiyor. Ben de ilk başta herkesin başlayabileceği enstrümanla; gitarla başlamaya karar verdim. Ama elime aldığımda ve egzersiz yapmaya başladığımda bana sönük geliyordu. Dinlerken aldığım tadı gitar çalarken alamıyordum. Sonra fark ettim ki ritim konusunda gayet başarılıyım ve müziği dinlerken genelde kulağım ritme kanalize oluyor. O andan sonra davullar hakkında araştırma yapmaya başladım. İnsanoğlunun icat ettiği ilk müzik aletlerinden olması, sesinin doğallığı ve tahta ve derinin o inanılmaz ahengi beni büyüledi. Bunun üzerine davul çalmayı öğrenmek için ders almaya karar verdim. İnternette tanıştığım hocamdan toplam 20 saat civarı bir eğitim aldım. Ama eğitim dediğim sadece stüdyoya gidip davul başında otururken verilen eğitimdi. Bunun haricinde günde yaklaşık 1-2 saat de ben çalışıyordum. Evde inanılmaz bir davul setim vardı. İki sandalye ve 4 yastık Açık ağızlı Bu doğaüstü davul setim ve ellerimde bagetlerle bazen ellerim su toplayıncaya kadar çaldım (Davul çalmaya yeni başlayanlarda bu durum genelde oluyor. Bageti tutmayı bilmediklerinden bagetin salınımı esnasında avuç içinde verilecek olan boşluk verilemiyor ve baget kontrolü zayıfladıkça baget daha sıkı tutuluyor. Bunun sonucunda da eller su topluyor ve nasırlaşıyor.) Hocamdan alabileceğim kadarını aldığımı anlayıp yoluma kendim devam etmeye karar verdim. Birçok amatör grupla çaldım. Daha sonra ise başlangıç ve orta seviyelerdeki davulculara ders verdim. Fakat zamanla "Overuse Sendromu" denilen illet maalesef beni buldu. "Overuse Sendromu" (Aşırı Kullanım Sendromu), en çok sporcu ve müzisyenlerde görülmek üzere vücudun belli bir uzvunun uzun zaman boyunca hep aynı hareketi yapması ve bu uzvun aşırı kullanılması sonucu tendon kılıflarının fıtık yaparak kiste dönüşmesi hastalığıdır. Sağ bileğimde nükseden bu hastalık bileğimin hemen altında tam atar damarın üstünde bir kist oluşmasına neden oldu. Bu kist öyle ağrı yapıyordu ki davul çalmayı bırakın bazen bileğimi hareket ettiremiyordum. Boyutu da azımsanamayacak kadar kötüydü. 2 ay boyunca bileklikle gezdim. Kist inmişti fakat yine de hala oradaydı ve tekrar bileğimi kullandığımda tekrar şişiyordu. Bende davul çalmaya belirsiz bir süreliğine ara vermek zorunda kaldım. Şu anda bileğimdeki o sinir bozucu şişlik giderildi ama halen iyileşmiş değil. Fakat içimdeki davul çalma ve müzik yapma isteği hala ilk günkü gibi yerinde duruyor. Davul çoğu insanın bildiğinin aksine sadece ritim tutulan bir alet değildir. Davul ile farklı olarak melodik ritimler de çalabilirsiniz. Bunun güzel bir örneğini yazının girişine koydum. Favori davulcum Terry Bozzio’nun bir videosu. İzleyin, kulaklarınıza inanamayacaksınız. Bu arada bir hatırlatma. Davul notasyonu olan bir müzik aletidir.  Gülümseme