Gökhan's profileGökhan ÖZİÇPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
August 30 2008-2009 MSP Programı Başvuru Sonuçları2008-2009 dönemi MSP programı başvuruları nihayet sonlandı. Çankaya Üniversitesi MSP'liği için yapılan başvurularda 2 arkadaşımız bu dönemin MSP'leri olmaya hak kazandı. Çağrı ERDOĞAN ve Özlem HANCIOĞLU. Kendilerine görevleri boyunca başarılar diliyorum. İyi işler yapacaklarını biliyorum. İşte yeni MSP'ler:
July 14 Sunay Akın Oyuncak Müzesi (Ulus/Ankara Koç Müzesi)Geçen hafta cumartesi günü Ulus Kale'ye bir gezi düzenledik.
Gitmişken Ulus'taki turistik mekanlar olan Bakırcılar Çarşısı ve Pirinç Hanı'na
ek olarak müzeleri de gezelim dedik. Etnoğrafya Müzesi'ndeki gezimizden sonra
sıra Sunay Akın'ın Oyuncak Müzesi'ne geldi. Aslen Koç Müzesi olarak geçen bu
müze sadece oyuncakların sergilendiği bir müze değil. Müze birkaç kısma
ayrılmış. Bilim ve teknoloji kısmı, iletişim kısmı, uçaklar kısmı, trenler
kısmı... Müzeyi gezmek birhayli keyifli. İçinde hala bir çocuk barındıran
herkese müzeyi tavsiye ederim. Haftasonunu değerlendirmek için birebir
mekanlardan birtanesi. Özellikle bilim ve teknoloji kısmı ile iletişim kısmı
benim en çok hoşuma giden kısımlar oldu. Böyle bir müzeyi gezerken fotoğraf
çekmemek de olmaz tabii. Bende elimden geldiğince hoşuma giden şeylerin
fotoğrafını çektim. Ama bilim ve teknoloji kısmında çektiğim bir tanesi var ki
eminim sizlerin de çok hoşuna gidecek. Bu resim o kadar çok şey anlatıyor
ki.... Fotoğrafta sol altta gördüğünüz hepinizin bildiği Commodore 64 adlı 1982
tarihinde üretilmeye başlanmış kişisel bilgisayar. Onun hemen sağındaki ise
1991 yılında üretilmeye başlanmış olan yine Commodore markasının ürettiği bir
laptop. Üst rafta gördüğünüz turuncu olan ise Apple markasının ürettiği 1999 yılında
üretilmeye başlanmış olan MacBook laptop. Bu üçlü bana çok güzel bir zaman
yolculuğu yaşattı. İnsan bazen teknolojinin ne kadar hızlı geliştiğini dikkatli
bakmadıkça farkedemiyor. July 04 Yerli Üretim Laptoplar Neden Yurtdışında Daha Ucuz?www.donanimhaber.com sitesini çoğu teknoloji takipçisi
bilir. Donanım anlamında yeni teknolojileri üyelerine duyuran ve incelemeleri
ile amatör ve profesyonel kullanıcılara istedikleri donanımın artı ve
eksilerini objektif olarak masaya yatıran bir site. Bende sitenin
takipçilerinden biriyim. Fazla mesajım olmasa da açılan başlıkları takip etmeye
özen gösteriyorum. Site adminleri gayet bilgili insanlar. Fakat bazen sitede
cevapların yanlış verildiği tartışmalar da olmuyor değil, ya da doğru bilinen
yanlışların söylendiği başlıklar... Bunlardan bir tanesi de geçenlerde benim
başıma geldi. Vestel'in yeni çıkarttığı laptoplardan Top-Notch Notebook
hakkında bir başlıkta üyelerden bir tanesi yerli üretim olan bu laptoplar neden
Türkiye’de 1800 YTL iken, yurtdışında daha ucuz olduğunu eleştiriyordu. Böyle bir
şeyin olmaması gerektiğini ve sırf bu yüzden bu laptoplar ne kadar iyi olursa
olsun almayacağını söyledi. Bende onun bildiği bu yanlışı düzeltmeye çalıştım.
Daha doğrusu bilmediği bu konuya bir açıklık getirmeye çalıştım. Başka
teknoloji takipçilerinin de aklında bu soru olabileceğini düşünerek burada
cevabımı paylaşmak istiyorum. Bizim yerli markalarımızın yurtdışında ucuz
olmasının tek nedeni var o da ülkeye sıcak para akışını sağlamak. Bu durum
Türkiye'deki otellerde ve tatil köylerindekiyle benzer bir durum. Örneğin Antalya'da
tatil köylerinde Ruslar günlük 30euro'ya kalırken (fiyatı attım mazur görün )
kendi vatandaşımız 70-80euro'ya kalıyor. Çünkü kendi vatandaşından döviz
almanın ülkeye getirisi yok. Ülkede bulunan dövizi yine ülkeye vermiş
oluyorsun. Fakat yabancılara daha ucuz tatil imkanları sunarak ülkeye sıcak
para girişi sağlanıyor. Bu da cari açığın giderilmesi için kullanılıyor. Yanlış
anlamayın sistemin doğru olduğunu söylemiyorum. Şu andaki cari açığı göz önünde
bulundurursak. Ama laptop piyasasında da yapılmak istenen aynı şey. Bu yüzden
yerli üretim laptoplar bizim ülkemizde pahalıyken diğer ülkelerde ucuz oluyor.
Ama şu konuda size hak veriyorum. Bence de yerli üretim laptop daha ucuz
olmalı. Merak edenler için işte laptopun özellikleri: Vestel Top-Notch Notebook T9300 (2.5 GHz. 800 MHz Fsb 6MB Cache)
June 09 D6'da Windows 7Video: Multi-Touch in Windows 7 Wall Street Journal tarafından düzenlenen D6 “D: All Things Digital” Konferansında Bill Gates ve Steve Ballmer Windows 7'nin ilk ekran görüntülerini sergilediler. Aslında bu sunum; Windows 7'nin bir özelliğini göstermek amacıyla hazırlanmıştı. Bu da "Surface" teknolojisinin Windows 7'ye dahil edilmiş olmasıydı. Windows 7'ye "Surface" teknolojisinin dahil edilmesi sayesinde dokunmatik işlemler yapmak mümkün. "Mouse ve klavye tarih olacak." öngörüsünü desteklercesine geliştirilen Windows 7; dokunmatik ekran özelliğine sahip tüm bilgisayarlada çalışabilecek. Örneğin Dell Lattitude XT. Şimdi sizleri Windows 7'nin ilk görüntüleriyle baş başa bırakıyorum. May 30 Microsoft, "Surface" Teknolojisinin Geldiği Son Noktayı Dünyaya Tanıttı: "Touch Wall" (Dokunmatik Duvar)
Bill Gates, Microsoft CEO Summit etkinliğinde Touch Wall'ı
tanıttı. Sistem ; duvara asılı devasa bir ekran üzerinde dokunmatik işlemler
yapabilmeyi sağlıyor. Duvara asılı olan cam yüzeye projektörden görüntü
yansıtılıyor ve cam ekran içindeki kızılötesi kameralar da sizin parmak
hareketleriniz algılayor. Bu şekilde ekranda bir resime zoom yapabiliyor, video
oynatabiliyor ya da sayfa sayfa bir e-book'u okuyabiliyorsunuz. Şu anda sadece
prototip olarak duyurulan Touch Wall; fiyatıyla da dikkat çekiyor May 29 Robot Titan Türkiye'deİngiltere'de Nik Fielding tarafından dizayn edilen ünlü şov yıldızı dev
robot Titan, Dubai, Hong Kong, Almanya, İsviçre, Fransa ve İrlanda'dan
sonra Türkiye'de gösteriler yapacak. Antares Alışveriş ve Yaşam Merkezi'nde Türk izleyicilerin karşısına çıkacak olan robot Titan, bir çok reklamda rol almasının yanı sıra, İngiliz kanallarının önemli şov programlarındaki performanslarıyla tanınıyor. Robot Titan, 28 Mayıs'ta ilk gösterisini yapacak. İngiltere'den İstanbul'a 4 büyük kutu içerisinde getirilen ve montajı bir günde tamamlanan Titan için, Antares Alışveriş ve Yaşam Merkezi'nde özel bir alan ayrıldı, kapılar genişletildi, boyları yükseltildi ve teknik altyapı sağlandı. Titan'ın gösterisi öncesinde, Bilim Kolejinin ilköğretim 2. ve 3. sınıflarında okuyan öğrenciler, yüzlerine taktıkları Titan maskeleriyle Antares'e geldi. Daha sonra özel bir araçla gösteri yapacağı alana getirilen Robot Titan, çocukların meraklı bakışları ve çığlıkları arasında önce kısa bir süre konuştu, ardından da ''What a Wonderfull World'' adlı şarkıyı söyleyerek gösteriye devam etti. Titan'ın ani hareketleri karşısında çığlıklarına hakim olamayan küçük öğrenciler, robotun geğirmesi ve ardından da gaz çıkarmasına ise kahkahalarla güldüler. Titan'ın, gösteri sırasında gözlerinden izleyicilerin üzerine su fışkırtması, çocukların bir yandan gülmeleri bir yandan çığlıklar atarak kaçışmalarına neden olurken, onların bu tepkilerine de bu kez Robot Titan kahkahalarıyla karşılık verdi. ROBOT TİTAN'IN ÖZELLİKLERİ Gazeteciler için yaklaşık 20 dakikalık bir gösteri sunan Titan, bir ara da dans etti. Eni 1,5, boyu 2,5 metreye varan dev robot Titan, tam 150 kilo ağırlığında. Birçok reklamda rol almasının yanı sıra İngiliz kanallarının önemli şov programlarında ilginç performansıyla da tanındığı belirtilen Robot Titan, bugünden itibaren (28.05.2008 tarihinden itibaren) her gün Antares alışveriş merkezinde 16.00, 18.00 ve 20.00 saatlerinde günde 3 kez gösteri yapacak. 4 YILDA TAMAMLANDI Judge Read adlı çizgi romandan esinlenerek yaptığı robot Hammerstain'den sonra ileri teknoloji ile donatılmış son robotu olan Titan'ı tasarlayan Nik Fielding, hak ettiği ününü bu dev robotla kazandı. İki kişi tarafından 4 yılda tamamlanan robot Titan'a teknolojinin son yenilikleri günü gününe eklendi. Yaratıcısı Nik Fielding ile birlikte Ankara'ya gelen Robot Titan'ın, Antares'deki gösterilerinden sonra Filipinler'de de gösteri yapacağı belirtildi. ALINTIDIR: http://www.samanyoluhaber.com/haber-103280.html May 22 İşte Laptop Teknolojisinin Geldiği Son NoktaEskiden laptop teknolojisi oyun oynamaya elverişli değildi. Hem kullanıcı, hem de üretici için ısınmaları, işlem kapasiteleri, ekran kartlarının laptoplara entegre edilmesi birer dertti. Masaüstü bilgisayarlardaki hızlara erişmek ise inanılması güç bir hayaldi. Ne varki laptop teknolojisinin geldiği son noktayı az önce okudum ve bunu sizlerle paylaşmak istedim. Dünyanın önde gelen laptop markalarından ASUS, yeni seri laptoplarını duyurmuş. G70, U2 ve M70. İşte resimlerle bu yeni laptopların özellikleri: ASUS G70: ASUS’un oyuncular için özel olarak tasarladığı G Serisi dizüstü bilgisayarların yeni modeli G70, tasarımının yanı sıra, güçlü grafik ve performans özellikleri ile ilgi çekiyor. G70 üzerinde SLI modunda çalışan çift GeForce 8700M GT grafik işlemcisi yer alıyor. Toplamda 1GB’lık grafik belleğine sahip ASUS G70, 17″ ekrana sahip ve 1920×1200 çözünürlüğü destekliyor. Çift sabit disk ve 8GB’a kadar sistem belleği desteği veren G70, ek olarak bütünleşik Altec Lansing® stereo hoparlörler, subwoofer, bütünleşik TV tuner, uzaktan kumanda ve bütünleşik web kamera özellikleri ile de tüm multimedia uygulamalarından maksimum keyif almanızı garanti ediyor. ASUS M70: İlk olarak CES 2008’de duyurulan bir diğer dizüstü serisi olan yeni ASUS M Serisi multimedya notebooklar, dünyanın 1TB sabit disk kapasitesi sunan ilk taşınabilir bilgisayarları olma özelliği taşıyor. Hitachi’nin 500 GB’lık 2.5″ Travelstar 5K500 disklerinden 2 adet bulunan M70 modeli bu sayede benzersiz depolama kapasitesi sunuyor. ASUS U2: Gözalıcı tasarım özellikleri ile öne çıkan ASUS U2’nin en önemli özellği yüksek sağlamlık sağlayan 32 GB’lık solid state disk kullanıyor olması. Bu sayede özellikle darbelere karşı maksimum güvenilirlik sağlıyor. 11” ekran genişlğine sahip U2’nin bir diğer özelliği de çok az enerji harcıyor olması. Ek olarak U2’nin LCD panelinde bütünleşik olarak bulunan ve dünyanın en küçük lenslerinden birine sahip olan yüksek kaliteli web kamera yüz tanıma özelliği sunuyor. Özel ASUS Smartlogon yazılımı ile kullanıcının yüzü U2 tarafından tanınıyor ve böylece başka kişilerin bilgisayara erişimi engellenebiliyor. Laptop teknolojisi bu gidişle masaüstü performansını yakalayacağa benziyor. Tabii bu kadar mükemmel özelliklere sahip olan laptopların fiyatları ne olur... İşte orası sizin hayal gücünüze kalmış ALINTIDIR: http://teknoloji.pclabs.gen.tr/asus/?p=151 May 20 "LOST" Hakkında Herşey!!!
"Lost" dizisi yayına girdiği günden beri büyük bir hayran kitlesine ulaştı. Tam 4 sezondur yayında ve izleyici sayısı her geçen gün artıyor. Bunun en büyük sebebi kuşkusuz "Lost"un senaryosunda saklı. Senaryosu bir sır gibi saklanan, 4 sezonu boyunca birçok soruya cevap bulunabilse de hala gizlerinin tümü çözülmemiş olan, hatta ve hatta gizlerinin üstüne yeni gizler eklenen bir dizi "Lost". İlk bölümü için tam 14 milyon dolar harcandı. Bu rakam, ülkemizde çekilmiş bir çok sinema filminin bütçesinden fazla. Dizi, ülkemizde son birkaç ay öncesine kadar Digiturk hariç gösterimde olmasa da (dizi şimdi TNT'de oynuyor fakat gösterime 1. sezon 1. bölümden başlandı), hayran kitlesi tarafından internet üzerinden paylaşım yoluyla izlendi ve izleniyor. Son zamanlarda ise dizinin senaryosunun çalındığı ve internette yayınlandığı konuşuluyordu. Bende bir sitede senaryonun Türkçe'ye çevirilmiş halini buldum. Doğu ya da yanlış; bilemiyorum. Ama okuyunca ben çok etkilendim ve çok da mantıklı geldi. Bakalım siz de benim gibi düşünecek misiniz? İşte "Lost" hakkında herşey: "Dharma Girişimi" Nedir? DHARMA GİRİŞİMİ,isimli gizemli araştırma projesi, 1970′de Gerald ve Karen DeGroot tarafından Michigan Üniversitesi’nde doktora yaparlarken oluşturulmuş ve Danimarkalı sanayici Alvar Hanso ile sahip olduğu HANSO FOUNDATION tarafından desteklenen bir oluşum görüntüsü çizer. Ancak yine de araştırma projelerinin kapsamının bu derece geniş olması, “incident”, “purge” gibi gizemli olaylarla desteklenen sis perdesi, DHARMA’nın ne kadarının “bir araştırma projesi” ne kadarının ise başka bir şey olduğu konusunda ciddi şüpheler yaratır.
1-The Arrow Lost Teorisi (Sezon 4 Sonrası)
2002(yeni zaman çizgisi): Hurley Charlie’nin hayaletiyle karşılaşıyor. Charlie orjinal zaman çizgisinde bir rock şarkıcısı olarak yaşadığından ama şimdi yeni zaman çizgisinde ölü olduğundan hayaleti Hurley’e yarı ölü olarak görünüyor. Ayrıca bi polis memuru Hurley’e Ana lucia’yı soruyor. Polisin bakış açısıyla Hurley ve Ana “815′in değişik versiyonlarında” 2001 yılında kaza yaptılar. 2002(yeni zaman çizgisi): Diğer 6 kişiyle birlikte Ben de adadan çıkmayı başarıyor. Onun da gelecekten (2005 civarından) 2000 yılına zaman yolculuğu yaptığını hatırlayın. Bu yüzden yeni zaman diliminde, 2001′de, kader geri kalan hayatta kalanları hayatta bırakacaktır-en azından 2005′e kadar. Ben şu an dışarda olduğundan yönü/rotayı düzeltmek için Sayid’i kullanıyor. Biz Sayidin tam anlamıyla neden Ben’in seçtiği kişileri vurduğunu bilmiyoruz ancak muhtemel sebep yeni zaman çizgisinin korunması için bu kişilerin ölmesi gerekmektedir. Ben’in amacı DHARMA’yı ele geçirmek ve zaman makinasının kontrolünü yeniden kazanmaktı. Eğer bunu başarırsa tekrar 2000 yılına geri dönecek, adaya gidecek ve “time loop”u yeniden başlatacaktı.(inşallah!:))
ALINTIDIR: http://www.teiws.com/viewtopic.php?f=78&t=13&st=0&sk=t&sd=a April 13 İlk Ciddi Projem - C dilinde BLACKJACKOkula başlayalı 1 yıla yakın oldu ama hala elimde elle tutulur, ciddi bir proje yoktu. Okulda bizlere verilen lab ödevlerini yapıyordum ama bunlar en fazla 20 satırdan oluşan kod dizeleriydi. Daha fazla satırdan oluşan kod dizeleriyle yapılımış bir proje ile uğraşmak istiyordum. Çünkü satır sayısı arttıkça kodu karıştırma ve satırların birbiriyle olan kurgusunu tam olarak düşünememe olasılığının fazla olduğunu biliyordum ve bunu tecrübe edinmek istiyordum. Bir kart oyunu yapmaya karar verdim. BLACKJACK. Ve şimdi de sizlerle oyunumun bitmiş halini paylaşıyorum. Blackjack nedir?. Blackjack oyununun temel amacı 21'i geçmeden 21'e daha yakın sayıyı bulmak için uğraşmak. Oyun kağıt dağıtıcısının her oyuncuya iki kart dağıtmasıyla başlar. Kendisine aldığı kağıtları ise biri açık biri kapalı olmak üzere masada bırakır. Onlular, Vale, Kız veya Papaz'lar 10, As'lar ise tercihe göre 11 veya 1 olarak sayılır. Diğer kartlar üzerinde yazılan değerden işlem görür. Oyuncular her defasında 21'e daha fazla yakınlaşmak için ek kart talep edebilir. Ta ki "Bust" adı verilen 21'i aşma durumuna kadar. Bu durumda oyuncu kaybetmiş olur. Oyuncunun kartlarının değeri Kasa'nın kartlarının değerinden, 21'e daha yakınsa oyuncu kazanır. Doğal olarak tam tersi durumda da kaybeder. Toplamların aynı olmasında stand-off olur ve oyun "push" ile sonuçlanır yani kimse kazanamaz. Kasanın eli toplamı 16 olduğu andan itibaren kasa yeni kart çekemez. Açıklamada da belirtildiği üzere blackjack'te amaç 21'e en yakın eli elde etmek. Oyunumu ilk çalıştırdığınızda bir karşılama ekranı gelecek. Burayı herhangi bir tuşa basarak geçiyoruz. Daha sonra ise start-quit menüsüyle karşılaşacaksınız. Burada başlamak için "s", çıkmak için ise "q" tuşlayın. "s" tuşladığınız an eller dağıtılacak ve görüntü karşınıza gelecektir. Kasanın limiti 1000YTL, sizinki ise 100YTL'dir. Oyunda her el dağıtıldığında bahse masa potu olarak sizden ve kasadan birer YTL yatırılacaktır. Kasanın bir kartını görebiliyorken diğerini göremeyeceksiniz. Şu an karşınızdaki ekranda sizin toplam paranız "player" olarak, kasanın toplam parası "bank" olarak ve toplam bahiste "bet" olarak bulunmakta. Aşağıdaki menü ise oyunu oynamanız için gerekli komutları içeriyor. Yeni bir kart çekmek istiyorsanız 1'i, bahsinizi artırmak istiyorsanız 2'yi (bunu yaptığınız anda size bahsi ne kadar artırmak istediğiniz sorulacaktır), sıranızı savmak için 3'ü, pas demek için 4'ü ve oyundan çıkmak için 5'i tuşlayın ve enter'a basın. Pas, oyundaki diğer komutlardan biraz daha farklı çalışıyor. Eğer pas derseniz, o anda bahse yatırdığınız paranın yarısını geri alabiliyorsunuz ve kartlar tekrar dağıtılıyor. 3'e bastığınızda ise sıra kasaya geçiyor. Kasa, sıra ona geçtiği andan itibaren artık kasanın kartlarını da görebiliyorsunuz. Kasanın eli toplamı 16 ve 16'dan büyük ise kasa daha fazla kart çekemiyor ve o el sonuçlanıyor. Eğer siz ya da kasa kart çekmeler esnasında 21'i geçerseniz, 21'i geçen kişi o eli kaybetmiş oluyor. Beraberlik durumunda ise o elde masada duran bahis yine masada kalıyor. Diğer el, önceki elden kalan masa bahsinin üstüne bahisler yatırılıyor ve bir elde daha fazla para kazanma şansı ortaya çıkıyor. Oyunumun oynanışı kısaca bu şekilde. Umarım sizde oynarken, benim oyunu geliştirme sürecinde aldığım zevkin kat kat fazlasını alırsınız. BLACKJACK March 29 ODTÜ Robot Günleri 2008 (21-22-23 Mart)ODTÜ Robot Günleri 2008, 21-22-23 Mart tarihlerinde ODTÜ
Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlendi. Çankaya Üniversitesi Yapay Zeka ve
Robotik Kulübü olarak biz de serbest kategori yarışları için oradaydık.
Yarışmaya bu yıl ilk defa denenmek üzeren 3 yeni kategori eklendi. Slalom, çöp
toplama ve merdiven çıkma. Slolom yarışlarını izlemek çok keyifliydi. Robotta kullanılabilecek
çok sayıda algoritma var ve her birinin diğeriyle arasında çok küçük hız farkı
olduğundan hangi algoritmanın daha verimli çalışacağına karar vermek bir hayli
zorlayıcı bir iş. İzlerken de hepimize büyük keyif verdi. Merdiven çıkma
kategorisinde ise Süleyman Demirel Üniversitesi'nin şovu vardı. Yarışmaya
"Humanoid" bir robotla katıldılar. Robotlarının merdiven inip çıkması
için güzel bir algoritma yazmışlar. Robot, çıkması gereken merdivenin üzerine
kendini bırakıyor, ters takla atıyor ve tekrar ayağa kalkıp aynı hareket
dizisini uyguluyor. Merdiven inerken ise kendi bulunduğu basamağa kendini yüz
üstü bırakıyor. Kolları ve ayaklarını kullanarak kurbağalama yüzüyor gibi
kendini yerde itiyor ve inmesi gereken basamağa düşüyor. Çok kurnaz bir algoritma
olduğunu söyleyebilirim
Performansını tamamlamasından sonra ise seyircileri selamlaması, salonda büyük
bir alkış tufanının kopmasına neden oldu. Seyirciler robotu uzun süre
alkışladılar. Çizgi izleyen robot yarışmasının pisti de zorlayıcı ve güzel bir
pist olmuş. Keskin virajlar ve kesik çizgiler, robotların algoritmalarının ne
kadar hatasız olduğunu ölçmede başarılıydı. Özellikle kesik çizgiler, robotları
bir hayli zorladı. Sumo robot kategorisi ise büyük çekişmelere sahne oldu.
Büyük boy kategorisinin yarı final ve final maçlarında robotlar uzun süre
birbirlerine üstünlük sağlayamadıklarından seyircilere güzel bir ziyafet
çektiler. 3.'lük maçı tam 7 round sürdü. Sumo robot yarışmasının finalinden
sonra ise gösteri amaçlı bir "Death Match" yapıldı. Sumo robot
ringine tam 10 robot yerleştirildi ve İspanya'dan katılan ekibin robotu diğer
robotları pist dışına atarak "Death Match"in galibi oldu. Biraz
organizasyondan bahsetmek istiyorum. Yemekleri saymazsak organizasyon iyi
hazırlanmıştı. İlk gün yarışmacılara görevliler tarafından yemek kuponları
dağıtıldı. Ama dağıtılanların yemek kuponu olmadığını anlamamız pek de uzun
sürmedi. Yemek gelmişti gelmesine. İçi soğan, biber ve domates dolu; ismine
hürmeten birkaç tane tavuk parçasının da konduğu tavuk dürümler dağıtıldı
yarışmacılara. Sonraki iki gün boyunca ise hiç yemek dağıtılmadı. Dağıtılan
kuponlarla anlaşma yapılan restorandan bedava içecek alınabiliyordu. Yemekteki
sıkıntıyı bitarafa bırakırsak organizasyon gayet güzeldi. Her gün farklı
konferans salonlarında robotikte söz sahibi mühendisler ve işadamlarının
sunumları organizasyona renk kattı.
March 08 RobotTürkYıl 1999. Türkiye büyük bir facia ile karşı karşıya kaldı. 7.4 büyüklüğünde bir deprem bütün her şeyi sildi süpürdü. Zarar gören iletişim altyapısı yüzünden iletişim gerçekleştirilemiyordu. Bu iletişim bozukluğu 5 gün boyunca devam etti. Tam 40.000 vatandaşımız bu felakette can verdi. O zaman meydana gelen bu iletişim aksaklığını gidermek için ise günümüzde çok özel bir proje hazırlandı. RobotTürk. RobotTürk; Oğuz BAYRAKDAR ile Ömer ÇELİK’in geliştirdiği bir iletişim sağlama ve arama-kurtarma robotudur. Robot bir helikopter olan RobotTürk ile, iletişim altyapısının çalışmadığı durumlarda, canlı olarak bölgeden görüntü almak mümkün. Üzerindeki kamera sayesinde 40 km gibi bir mesafeden görüntü alınabiliyor. Microsoft Robotic Studio sayesinde yer istasyonundan gönderilen emirleri uygulayabiliyor. Bunun yanında yer istasyonlarında kullanıcı; robota Microsoft Virtual Earth üzerinden yeni bir hedef gösterip robotu oraya yönlendirebiliyor. Yurtdışında da büyük yankı uyandıran bu projenin çalışmalarında Emrah YILMAZ da bulundu. Böyle bir çalışma ülkemiz adına harika bir gelişme. Ömer ÇELİK, Oğuz BAYRAKDAR ve Emrah YILMAZ’ı kutluyorum. Harika bir iş başardılar. Daha fazla bilgi için:
http://roboticsnedir.com/blogs/robotturk/pages/robotturk-with-msrs-saving-life.aspx Yurtdışında RobotTürk ile ilgili çıkan haberler: http://www.news.com/8301-10784_3-9880957-7.html?tag=blog.1 http://newsbreak.com.au/search.ac?relkey=a1056739 http://northloop.14gram.com/roboturk-helicopter-aid-disaster-recovery http://www.microsoft.com/presspass/events/HHHlaunch/gallery.mspx#4http://blogs.msdn.com/msroboticsstudio/archive/2008/02/27/robotturk-disaster-emergency-video-system.aspx http://www.itbusiness.ca/it/client/en/home/News.asp?id=47326 Sözlük mü? Bildiğimiz sözlük mü?“Sözlük” dendiğinde hepimizin ilk aklına gelen, farklı dillerin kelimelerinin birbirlerine göre karşılıklarının bulunabildiği; ya da aynı dil içerisindeki kelimelerin geniş anlamlarının bulunduğu kaynaktır. Ama, ülkemizde öyle bir sözlük var ki bilinen sözlük anlayışının üzerine çıkıp Türkiye’de herkesin fikirlerine önem verdiği bir sanal platform haline gelmiştir. Evet, tahmin edeceğiniz üzere Ekşi Sözlük’ten bahsediyorum. Bugün gazete okurken Ayşe Arman’ın bir röportajına rastladım ve paylaşmak istedim. Röportaj Ekşi Sözlük’ün yaratıcısı Sedat KAPANOĞLU ile yapılmış. Kendisi şu anda Microsoft’un Seattle’deki Windows Yazılım ekibinde çalışan bir yazılım mühendisi. Üniversite mezunu değil. ÖSS’nin ona göre olmadığını ve bundan dolayı da üniversiteye girmediğini söylüyor. Daha sonra bir vakıf üniversitesini kazanmış ama o sırada da çalıştığı için devamsızlıktan atılmış. Yazılım tutkusu onda daha çocukken başlamış. İlkokuldayken abisinin okuduğu okuldaki bilgi işlem labaratuvarına birlikte giderlermiş. Burada o da program yazmaya çalışır ve başarırmış. Hocalar dahi onun program yazabildiğine inanamazmış. Bu tutkusu onda giderek artmış ve kendini geliştirmiş. Üniversite mezunu olmamasına karşın yazılım konusunda profesyonelleşmiş. Buna karşın üniversite mezunu olmadığından dolayı pişman olduğunu da sözlerine ekliyor. İşin kolayı varken, zor yoldan yapmaya çalışmak, Üniversitede hocaların hazır öğrettiği şeyleri, kendi kendine öğrenmek zorunda kaldığını söylüyor. Bunun, şu an bulunduğu noktaya gelebilmesinin daha uzun sürmesine neden olduğunu ve daha zahmetli hale getirdiğini söylüyor. Microsoft’a nasıl kabul edildiniz sorusuna ise şu şekilde cevap veriyor: “Microsoft bildiğiniz şirketlere benzemiyor. Diplomaya değil, yeteneğe ve potansiyele bakıyor. Ama burada da işe girmek kolay değil. Microsoft’a girebilmiş olmam, tamamen yazılım geliştirmeye beslediğim kişisel tutkuyla alakalı.” Çocukken bilgisayar yazılımına duyduğu ilgiyi normal bir şey olarak tanımlıyor. Resme ya da müziğe ilgi duymaktan çok da farklı sayılmadığını; hayal gücünüzü, somut bir esere dönüştüren enstrümanın bilgisayar olduğunu söylüyor. Herkesin yaptığını istemeyen biri Sedat KAPANOĞLU. Aynılaşmayı sevmiyor. Farklı şeyler denemekten zevk alıyor. Ekşi Sözlükte bu şekilde doğmuş. İlk başlarda bir geyik olarak yapılmış sözlük. Daha sonra internetin yaygınlaşmasıyla yayılmış. Başlarda arkadaşlarını davet etmiş ve onlar da kendi arkadaşlarını ve site çığ gibi büyümüş. Bilgisayarcıların en büyük sıkıntısının sürekli masa başında oturmaktan dolayı sırt problemleri çekmesi ve kilo sorunu olduğunu vurguluyor. Mouse ve klavye kullanmanın da, tendon zedelenmesi gibi sorunları getirdiğini söylüyor. Sağlığa özen göstermek ve sporu ihmal etmemeyi tavsiye ediyor.
Sedat KAPANOĞLU benim de çok taktir ettiğim bir yazılım mühendisi. Ekşi sözlük sanal dünyaya açılmış yeni bir kapı ve gerçekten de farklı bir proje. Bu kadar insanı ve bu kadar farklı görüşü bir arada sunabilen; bunu da kavga, gürültü olmadan; herhangi ciddi bir olay yaşanmadan sunabilen bildiğiniz başka bir platform daha var mı? (Ufak tartışmalar tabii ki oluyor ama saygı sınırı çerçevesinde. Bunlar da sitenin moderatörleri tarafından sürekli kontrol ediliyor ve kanunsuzluk, ya da hakaret içermediği taktirde yayımlanıyor.) Ekşi Sözlük, internete ve fikir paylaşımına yeni bir soluk getirdi. Umarım ülkemizde böyle projeler üretilmeye devam eder. Bu yazı dizisini okumanızı tavsiye ederim. (Hürriyet gazetesi-Cumartesi eki) March 05 Tahta ve Derinin Süregelen Uyumu
Lise 2'ye giderken bir tanıdığımız sayesinde metal müzik ile tanıştım. O zamana kadar genelde pop ya da R&B dinleyen biriydim. Ama metal müzik tamamen bambaşka birşey. Çoğu insanın yanlış bilmesine karşın metal müzik, aslında rock müziğin bir dalıdır. Çoğu insan metal müzik denilince bağıran çağıran vokaller, melodinin "m"sinin olmadığı şarkılar ve kabagürültü olarak algılıyor. Tabii ki bunun arkasında metal müziğin aslında ne olduğunu bilmemekten kaynaklanan nedenler var. Bu müziği ilk keşfettiğim yıllarda öyle bir hayranlık beslemeye başladım ki, biran evvel bir müzik aletini çalmayı öğrenip aynı müziği bende yapmak istiyordum. Ama müzik aleti seçmek hiçte dışarıdan göründüğü gibi kolay bir iş değildir. Siz enstrümanı değil, enstrüman sizi seçmeli. Bunun yolu da denemekten geçiyor. Ben de ilk başta herkesin başlayabileceği enstrümanla; gitarla başlamaya karar verdim. Ama elime aldığımda ve egzersiz yapmaya başladığımda bana sönük geliyordu. Dinlerken aldığım tadı gitar çalarken alamıyordum. Sonra fark ettim ki ritim konusunda gayet başarılıyım ve müziği dinlerken genelde kulağım ritme kanalize oluyor. O andan sonra davullar hakkında araştırma yapmaya başladım. İnsanoğlunun icat ettiği ilk müzik aletlerinden olması, sesinin doğallığı ve tahta ve derinin o inanılmaz ahengi beni büyüledi. Bunun üzerine davul çalmayı öğrenmek için ders almaya karar verdim. İnternette tanıştığım hocamdan toplam 20 saat civarı bir eğitim aldım. Ama eğitim dediğim sadece stüdyoya gidip davul başında otururken verilen eğitimdi. Bunun haricinde günde yaklaşık 1-2 saat de ben çalışıyordum. Evde inanılmaz bir davul setim vardı. İki sandalye ve 4 yastık February 29 2. MEB Robot Yarışması!!!2. MEB robot yarışması 27-28 Şubat 2008 tarihleri arasında Başkent Öğretmenevi'nde gerçekleştirildi. Serbest kategori, çizgi izleyen robot kategorisi ve temalı robot kategorisi mevcuttu. Temalı robot kategorisinde tema "İstanbul'un Fethi" idi. Bende bir kaç arkadaşım ile beraber Çankaya Üniversitesi'ni temsilen, Yapay Zeka ve Robotik Kulübü'nün serbest kategori için hazırladığımız projesiyle yarışmaya katıldık. Projemiz aslen 3 yıldır kulübün aktif olarak geliştirmeye çalıştığı bir projeydi. Biz ise birinci sınıf olduğumuz için ancak bu sene dahil olabildik ve bu seneki çalışmalarda görev aldık. Yarışmaya katıldığımız "Kaşif" isimli robotumuz NASA'nın gezegen araştırmalarında kullandığı explorer robotların (NASA'nın Mars'a veya diğer gezegenlere keşif ve araştırma amacıyla gönderdiği robotlar) bir prototipiydi. Ronotumuzun gövdesi alüminyumdan yapıldı. Şasisi özel olarak tasarlandı ve prototip anlayışına uygun hale getirilmeye çalışıldı. Robotu hareket ettirmek için dakikada 12 devir yapan iki motor kullandık. Bu motorlar kulağınıza yavaş gelebilir ama yaptığımız robot bir araştırma robotu; bir keşif robotu ve dolayısıyla bulunduğu bölgeyi hızlı hızlı geçmesi değil daha yavaş şekilde incelemesi için bu motorları tercih ettik. Tekerleklerde paletli sistem kullandık. Böylelikle önüne çıkan herhangi bir engeli rahatça geçebilmesini sağladık. Robotun bir ucuna robot kol taktık. Bu robot kola ihtiyaç halinde çeşitli aksesuarlar takılabiliyor. Örneğin casus kamera; ya da yüzeyden örnek alınması için gerekli aparatlar. Görüntü aktarımı için ise radyo frekansıyla yayın yapan bir casus kamera kullandık. Bu casus kamera ve bir alıcı sayesinde kameranın görüntüsünü herhangi bir televizyondan izleyebiliyorsunuz. 250 metre uzaklığa kadar rahatlıkla izleniyor. Onu da ayrı bir düzeneye bağladık ve 5 saniye aralıklar ile 20 derece sağa ve sola dönmesi yönünde programladık. Böylelikle yüzeyi daha rahat inceleme şansını elde ettik. Robotu güç yönünden besleyen 12 voltluk 3.2 amperlik akünün şarjı içinse güneş panelleri kullandık. Robotumuzda 7 tane güneş paneli mevcut ve her biri 1.5 voltluk enerji sağlıyor. İçindeki GPS vericisi sayesinde robotun konumunu internet üzerinden online olarak görebiliyoruz. Bu robot için kaç kere Ulus'a gittiğimi inanın ben bile unuttum. Bu kadar zengin bir donanıma sahip robotumuzda maalesef ir arıza meydana geldi. Yarışma esnasında Çankaya Üniversitesi Yapay Zeka ve Robotik Kulübü standının önünde robotumuzu sergiliyor ve gelen izleyicilerin sorularını cevaplıyorduk. O esnada robotumuzun devrelerinden biri yandı. Üstüne üstlük daha jüriye de robotu göstermemiştik. Puanlama daha yapılmamıştı. Elimizde devrenin yedeği yoktu ve değiştiremedikte. Mecburen jüriye robotumuzu çalışmaz haldeyken sunduk. Sonraki gün robotumuzu çalışır hale getirdiysek te tekrar puanlama yapılması için jüriyi birtürlü bulamadık. Yarışmada bize soru soran izleyicilerin çoğunun "Dereceye girdiniz mi?" soruları zaten robotumuzun ne kadar iddialı olduğunu ortaya koyuyordu. TRT muhabirleri de robotumuzu beğendiler ve bizimle bir röportaj yaptılar. Ama maalesef ilk gün başımıza gelen bu aksilik yüzünden ilk 3'e giremedik. Bu da bize bir tecrübe oldu. Diğer yarışmalara daha hazırlıklı gideceğiz. Yarışmada sadece robot yoktu elbette. Bir ilkokuldan minik arkadaşlarımız da yarışmayı izlemeye geldiler. Onların arasında birtanesi vardı ki yarışmanın galibi bence oydu. Ben robotla oynarken bir de baktım karşımda yarışmayı izlemeye gelen minik arkadaşlarımızdan bir tanesi robot ne yaparsa aynısını yapıyor. Bende dayanamadım ve ortaya bu hoş video çıktı February 23 C Dilinde Main RecursiveSon lab dersimizde bizden main fonksiyonu recursive yapmamız isteniyordu. Kendi yazdığımız main fonksiyonun içinde bir static integer "count" tanımlayıp, bunu da "1"e initialize edecektik. Daha sonra bu değişkeni ekrana bastırıp sonra da postincrement edecektik. Algoritma;
#include <stdio.h>
int main() { static int count=1; printf("%d ", count); count++; main(); return 0; } şeklinde oldu. Kodu execute ettiğimde program 1'den başlayarak count'u ekrana basmaya başladı.Ta ki count 12316 değerini alıncaya kadar. 12316 değerine ulaştığında program sonlandı. "Neden 12316?" diye düşünüyordum. Değişkeni integer olarak tanımladığımdan olamazdı çünkü integer'ın son değeri 32767'dir. Aklıma "Acaba RAM'in kapasitesinden dolayı olabilir mi?" sorusu geldi ve bunu anlamak için yazdığım algoritmanın içine 5 tane daha integer değişken tanımladım. Algoritma;
#include <stdio.h>
int main() { static int count=1; int a=0, b=0, c=0, d=0, e=0; printf("%d ", count); count++; main(); return 0; } şeklinde oldu. Kodu execute ettiğimde gördüm ki bu sefer de 9948'e kadar basıp program sonlandı. Haklıydım. Yeni tanımladığım değişkenler RAM'de daha da fazla yer işgal ettiği için bu sefer count 9948'e kadar ekrana basılabilmişti. Kısacası main recursive yaptığınızda belli bir değere kadar RAM'in kapasitesine göre değişkeninizin değeri artırılabiliyor. RAM, değişkenin yeni değerini tutamadığı için ise program sonlanıyor. February 21 c#nedir?.com'dan Büyük Seminer (BMT)16 Şubat 2008 tarihinde c#nedir?.com ve Microsoft işbirliğiyle Microsoft'un 2008 Şubat ürünlerinin lansmanlarının yapıldığı seminerimizi Çankaya Üniversitesi kırmızı salonda Bilgisayar Mühendisliği Topluluğu olarak gerçekleştirdik. Seminer cumartesi günü olmasına ve saat sabah 09.00'da başlamasına rağmen katılım oldukça fazlaydı. Ben 370'ten sonrasını sayamadım ama tahminim 400 kadar katılımcı vardı. İnsanların ellerinde not defterleri ya da dizüstü bilgisayarlarıyla geldiğine ve seminer boyu not tuttuklarına bizzat şahit oldum. Seminer tam tamına 8 saat sürdü. Seminerin başlangıcında Sefer Algan (c#nedir?.com editörü) c#3.0 ve onunla gelen yenilikleri anlatan bir sunum yaptı. Daha sonra Oğuz Yağmur (c#nedir?.com editörü) LINQ to SQL ile gelen ve yazılımcının yükünü birhayli azaltan yenilikleri ve kendi deneyimlerini bizlerle paylaştı. Seminere katılanların çoğunluğu yazılım sektöründe çalışan insanlardan oluştuğu için bu konulara ilgi çok büyük oldu. İki sunumda da soru cevap kısmı neredeyse yarımşar saat sürdü. Bu iki sunum bittiğinde seminer, soru cevaplardan ötürü birhayli aksamıştı. Kuru pasta ve çay-kahve ikramı ise katılımcaılara biraz olsun dinlenme imkanı sağladı. Bu sunumları daha sonra Turhal Temizer (c#nedir?com editörü) .NET Framework 3.0 ile gelen WPF (Windows Presentation Foundation) hakkında bir sunumyaptı ve büyük ilgi gördü. Özellikle kendi demo uygulmarını göstermesi katılımcıların beğenisi kazandı. Daha sonra Çiğdem Çavdaroğlu (c#nedir?com editörü) Microsoft'un web uygulamaları için geliştirdiği Silverlight hakkında bilgi verdi. Sonraki sunum Burak Selim Şenyurt (c#nedir?com editörü) tarafından yapıldı. Sunum yine .NET Framework 3.0 ile gelen WWF (Windows Workflow Foundation) ve WCF (Windows Communication Foundation) hakkındaydı. Özellikle WWF büyük ilgi gördü. Son olarak ise İlker Acar (c#nedir?com editörü) Microsoft Visual Studio 2008 ve onunla gelen yenilikler hakkında bir sunum yaptı. Örneklerle seyircilerin kafasında kalan soru işaretlerini gidermeye çalıştı. Seminer sonunda soru cevap kısmına geçildi ve tüm ekip sahneye çıkarak seyircilerin sorularını cevaplandırdılar. Seminer 8 saat sürmesine rağmen gün sonunda seminerimizi 100 kişiyle sonlandırdık. February 18 Çankaya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Topluluğu (BMT)Topluluğumuz 2007 yılı Mayıs ayında kuruldu. Topluluğun kuruluş amacı Çankaya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde bilgi paylaşımını sağlamak, eksiği olanların eksiğini gidermek ve bölüme yeni başlamış öğrencilerin acemiliklerini minimum düzeye indirerek en kısa zamanda bölüme alışmalarını sağlamak. Topluluğa kayıt olmanız için sadece Çankaya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği'nde okumanız yeterli. Herhangi bir form doldurmanız gerekmiyor. Bu bölümü kazananlar otomatik olarak bizim üyemiz sayılıyorlar. Her sınıf için iki temsilcimiz var ve bu temsilciler hem kendi dönemlerindeki arkadaşlarına onların isteklerini yönetime bildirerek, hem de bir alt dönemdeki arkadaşlarına yardım etmek zorundalar. Yani 2. sınıf temsilcisi olan kişiler hem 2. sınıfarın BMT'den istekleri için yönetim ile bir köprü konumundalar, hem de 1. sınıflar için birer danışmanlar. Topluluk, özellikle 1. sınıfların bölüme çabuk ısınmaları ve ilk defa görecekleri derslere alışmalarını minimum düzeye indirgemek için çalışıyor. Bunun için de vizeler ve finallerden önce üst sınıflar, konularında artık belli bir yere gelmiş öğrenciler, alt sınıflara takviye dersler veriyorlar. Bu takviye dersler esnasında alt sınıfların çözemediği sorular çözülüyor ve anlıyamadıkları konular da tekrar ediliyor. Aynı takviye dersler, öğrencilerin sınıf sorumlularına istekleri doğrultusunda ara haftalarda da yapılıyor. Topluluğumuz ayrıca birçok seminer de düzenliyor. Böylelikle bölümde okuyan öğrencilere bir vizyon kazandırmak ve yeni teknolojilere yabancı kalmamalarını sağlamak amaçlanıyor. Topluluk grup sayfası; http://groups.google.com/group/cankayabilgisayarmuhendisligi?lnk=gschg Yazan Robot OTTO
Birinci dönem okulun bitmesine az bir zaman kala Computer Engineering Orientation dersi için hocamız bize kendi projesi olan OTTO robotuyla proje geliştirmemizi istedi. 10 tane robot vardı ve tüm öğrenciler 5'erli gruplar halinde birer robot alıp proje geliştirmeye başladırlar. Bizde takım olarak ne yapabileceğimiz hakkında bayağı bir kafa yorduk. En sonunda "Okuma Yazma Bilen OTTO" fikri ortaya çıktı. Robota bir kalem bağlayıp önce "OTTO" yazdırıp daha sonra da çizgi algılayıcı sensörler sayesinde bu yazıyı ona okutacaktık. Ancak robotun keskin noktaları sensörlerle takip edemediğini hesaba katamadık. Bunu farkedince acaba farklı bir yazı tipiyle yazsak takip edermi dedik ama robotun imkanları kısıtlıydı ve sadece 265 byte algoritma alabiliyordu. Robotsan tarafından imal edilen bu robotlarla gelen algoritma geliştirme ve robota upload etmeye yarıyan yazılımda da büyük sorunlar vardı. Örneğin loop'u yazılım kabul etmiyordu. E loop'suz da "OTTO" yazdırmaya kalktığınızda haliyle algoritma gereğinden büyük oluyordu ve robota upload edemiyorduk. Bizde projeyi "Yazan Robot OTTO" olarak değiştirdik. Ama proje esnasında son anlara doğru pillerimiz çok azalmıştı ve tekerleklerin yalpalamasından ötürü de harfler kayıyordu. O gün projeyi teslim etmemiz gerekiyordu ve bizde çekebildiğimiz en iyi OTTO videosunu çekip hocamıza götürdük ve iyi bir not aldık. İzleyeceğiniz videoda yazının son anda kayması işte bu pillerin azalması ve tekerleklerin yamuk olmasından kaynaklanıyor. Ama güzel çalışma oldu
Blog'uma Hoşgeldiniz!!!Herkese merhaba; |
|
|