Gökhan's profileGökhan ÖZİÇPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    August 30

    2008-2009 MSP Programı Başvuru Sonuçları

    2008-2009 dönemi MSP programı başvuruları nihayet sonlandı. Çankaya Üniversitesi MSP'liği için yapılan başvurularda 2 arkadaşımız bu dönemin MSP'leri olmaya hak kazandı. Çağrı ERDOĞAN ve Özlem HANCIOĞLU. Kendilerine görevleri boyunca başarılar diliyorum. İyi işler yapacaklarını biliyorum. İşte yeni MSP'ler:
     

    Abdurrahman  PINAR  KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ 
    Ali Rıza Babaoğlan MARMARA ÜNİVERSİTESİ 
    Ali Uğur   Çakmak  BİLKENT ÜNİVERSİTESİ 
    Alper  Özçetin  BİLKENT ÜNİVERSİTESİ 
    Bahar  Inak  YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ 
    Bilgehan  Gürünlü  İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİ 
    Buğra  KOCATURK  DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ 
    Bulut  Altıntaş  YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ 
    Burak  Kanmaz  İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ 
    Burcu  Katırcı  ATILIM ÜNİVERSİTESİ 
    Çağrı Erdoğan ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ 
    Cemil  UZUN  ORTA DOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ 
    Deniz Demir İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ 
    Doğukan  Sönmez  MARMARA ÜNİVERSİTESİ 
    Doruk  Dalçam  PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ 
    Ege  AKPINAR  BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ 
    Emrah  KIVANÇ  DOĞUŞ ÜNİVERSİTESİ 
    Erçin  Yontar  ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ 
    Fatih  Coşkun  TRAKYA ÜNİVERSİTESİ 
    Gazi  Akyüz  İSTANBUL KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİ 
    Gökhan  Gülbiz  KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ 
    Göknur  ŞİRİN  GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ 
    Görkem  Güngör  DOĞU AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ  
    Gülşah  YILDIZOĞLU  DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ 
    İbrahim  KIVANÇ  ERCİYES ÜNİVERSİTESİ 
    Kürşad  Koç  SELÇUK ÜNİVERSİTESİ 
    Mahmut  Kafkas  BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ 
    Mehmet Aydın  Bahadır  KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ 
    Murat  ARI  İZMİR EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ 
    Murat  Aliravci  ORTA DOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ 
    Murat  Hacıoğlu  İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ 
    Murat  Duman ORTA DOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ 
    Mustafa  Kaya  ERCİYES ÜNİVERSİTESİ 
    Oğuz Yılmaz  YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ 
    Okan  İNECİKLİ  EGE ÜNİVERSİTESİ 
    Ömer Faruk   ÖZDEMİR  GEBZE YÜKSEK TEKNOLOJİ 
    Onur  Varol  İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ 
    Özlem  Hancıoğlu  ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ 
    Püren  Güler  BİLKENT ÜNİVERSİTESİ 
    Selim   Özenç  OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ 
    Sevgi  Yiğit  ANADOLU ÜNİVERSİTESİ 
    Suna  Eralp  HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ 
    Türkan Bakmış YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ 
    Yasemin  Avcular  KOÇ ÜNİVERSİTESİ 
    Yeşim  ARAÇ  BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ 
    Yiğit Kıran KOÇ ÜNİVERSİTESİ 
    yunus   karadağ  MARMARA ÜNİVERSİTESİ 
    Yusuf  Yılmaz  BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ 

    Microsoft Student Partners Programı

     

    Microsoft Student Partners (MSP) programı, başarılı ve yetenekli bilgisayar bilimleri ve benzeri BT alanlarında eğitimlerine devam eden öğrencilerin ve yanısıra iletişimi, pazarlama yeteneklerini güçlü yanı olarak gören ve bu özelliklerini geliştirmek/pekiştirmek arzusunda olan öğrencilerin ortaya çıkarılmasına yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Bu ünvana sahip olan öğrencinin, teknolojik bilgi ve becerilerini geliştirebilmesine ortam da sağlanarak, programa katılım yeterliliği ve teknoloji tutkunları ile meraklılarına yardımcı olma isteği takdir edilmektedir.

    Bu program, Microsoft yazılım geliştirme teknolojilerinin üniversitelerdeki tanınırlık ve kullanılırlığının artırılmasına yönelik olarak Microsoft'un dünya çapında yürüttüğü çalışmalar kapsamındadır. Akademik dünyanın Microsoft yazılımları sayesinde kişisel potansiyellerini keşfedebilmelerine olanak sağlanmaktadır.

    ALINTIDIR: www.msakademik.net

      
    July 14

    Sunay Akın Oyuncak Müzesi (Ulus/Ankara Koç Müzesi)

    Geçen hafta cumartesi günü Ulus Kale'ye bir gezi düzenledik. Gitmişken Ulus'taki turistik mekanlar olan Bakırcılar Çarşısı ve Pirinç Hanı'na ek olarak müzeleri de gezelim dedik. Etnoğrafya Müzesi'ndeki gezimizden sonra sıra Sunay Akın'ın Oyuncak Müzesi'ne geldi. Aslen Koç Müzesi olarak geçen bu müze sadece oyuncakların sergilendiği bir müze değil. Müze birkaç kısma ayrılmış. Bilim ve teknoloji kısmı, iletişim kısmı, uçaklar kısmı, trenler kısmı... Müzeyi gezmek birhayli keyifli. İçinde hala bir çocuk barındıran herkese müzeyi tavsiye ederim. Haftasonunu değerlendirmek için birebir mekanlardan birtanesi. Özellikle bilim ve teknoloji kısmı ile iletişim kısmı benim en çok hoşuma giden kısımlar oldu. Böyle bir müzeyi gezerken fotoğraf çekmemek de olmaz tabii. Bende elimden geldiğince hoşuma giden şeylerin fotoğrafını çektim. Ama bilim ve teknoloji kısmında çektiğim bir tanesi var ki eminim sizlerin de çok hoşuna gidecek. Bu resim o kadar çok şey anlatıyor ki.... Fotoğrafta sol altta gördüğünüz hepinizin bildiği Commodore 64 adlı 1982 tarihinde üretilmeye başlanmış kişisel bilgisayar. Onun hemen sağındaki ise 1991 yılında üretilmeye başlanmış olan yine Commodore markasının ürettiği bir laptop. Üst rafta gördüğünüz turuncu olan ise Apple markasının ürettiği 1999 yılında üretilmeye başlanmış olan MacBook laptop. Bu üçlü bana çok güzel bir zaman yolculuğu yaşattı. İnsan bazen teknolojinin ne kadar hızlı geliştiğini dikkatli bakmadıkça farkedemiyor.  Gülümseme

    July 04

    Yerli Üretim Laptoplar Neden Yurtdışında Daha Ucuz?

    www.donanimhaber.com sitesini çoğu teknoloji takipçisi bilir. Donanım anlamında yeni teknolojileri üyelerine duyuran ve incelemeleri ile amatör ve profesyonel kullanıcılara istedikleri donanımın artı ve eksilerini objektif olarak masaya yatıran bir site. Bende sitenin takipçilerinden biriyim. Fazla mesajım olmasa da açılan başlıkları takip etmeye özen gösteriyorum. Site adminleri gayet bilgili insanlar. Fakat bazen sitede cevapların yanlış verildiği tartışmalar da olmuyor değil, ya da doğru bilinen yanlışların söylendiği başlıklar... Bunlardan bir tanesi de geçenlerde benim başıma geldi. Vestel'in yeni çıkarttığı laptoplardan Top-Notch Notebook hakkında bir başlıkta üyelerden bir tanesi yerli üretim olan bu laptoplar neden Türkiye’de 1800 YTL iken, yurtdışında daha ucuz olduğunu eleştiriyordu. Böyle bir şeyin olmaması gerektiğini ve sırf bu yüzden bu laptoplar ne kadar iyi olursa olsun almayacağını söyledi. Bende onun bildiği bu yanlışı düzeltmeye çalıştım. Daha doğrusu bilmediği bu konuya bir açıklık getirmeye çalıştım. Başka teknoloji takipçilerinin de aklında bu soru olabileceğini düşünerek burada cevabımı paylaşmak istiyorum. Bizim yerli markalarımızın yurtdışında ucuz olmasının tek nedeni var o da ülkeye sıcak para akışını sağlamak. Bu durum Türkiye'deki otellerde ve tatil köylerindekiyle benzer bir durum. Örneğin Antalya'da tatil köylerinde Ruslar günlük 30euro'ya kalırken (fiyatı attım mazur görün ) kendi vatandaşımız 70-80euro'ya kalıyor. Çünkü kendi vatandaşından döviz almanın ülkeye getirisi yok. Ülkede bulunan dövizi yine ülkeye vermiş oluyorsun. Fakat yabancılara daha ucuz tatil imkanları sunarak ülkeye sıcak para girişi sağlanıyor. Bu da cari açığın giderilmesi için kullanılıyor. Yanlış anlamayın sistemin doğru olduğunu söylemiyorum. Şu andaki cari açığı göz önünde bulundurursak. Ama laptop piyasasında da yapılmak istenen aynı şey. Bu yüzden yerli üretim laptoplar bizim ülkemizde pahalıyken diğer ülkelerde ucuz oluyor. Ama şu konuda size hak veriyorum. Bence de yerli üretim laptop daha ucuz olmalı.


    Merak edenler için işte laptopun özellikleri:


    Vestel Top-Notch Notebook

    T9300 (2.5 GHz. 800 MHz Fsb 6MB Cache)
    3 GB DDR II
    250 GB
    GeForce 8400M
    15.4" WXGA Parlak
    Mikrofon
    5 in 1 Kart Okuyucu
    Bluetooth
    1.3 M pixel kamera

    Laptop Ana Sayfası



    June 09

    D6'da Windows 7

     
    Video: Multi-Touch in Windows 7


    Wall Street Journal tarafından düzenlenen D6 “D: All Things Digital” Konferansında Bill Gates ve Steve Ballmer Windows 7'nin ilk ekran görüntülerini sergilediler. Aslında bu sunum; Windows 7'nin bir özelliğini göstermek amacıyla hazırlanmıştı. Bu da "Surface" teknolojisinin Windows 7'ye dahil edilmiş olmasıydı. Windows 7'ye "Surface" teknolojisinin dahil edilmesi sayesinde dokunmatik işlemler yapmak mümkün. "Mouse ve klavye tarih olacak." öngörüsünü desteklercesine geliştirilen Windows 7; dokunmatik ekran özelliğine sahip tüm bilgisayarlada çalışabilecek. Örneğin Dell Lattitude XT. Şimdi sizleri Windows 7'nin ilk görüntüleriyle baş başa bırakıyorum.

    May 30

    Microsoft, "Surface" Teknolojisinin Geldiği Son Noktayı Dünyaya Tanıttı: "Touch Wall" (Dokunmatik Duvar)

      
    Video: Bill Gates Demonstrates Touch Wall

    Bill Gates, Microsoft CEO Summit etkinliğinde Touch Wall'ı tanıttı. Sistem ; duvara asılı devasa bir ekran üzerinde dokunmatik işlemler yapabilmeyi sağlıyor. Duvara asılı olan cam yüzeye projektörden görüntü yansıtılıyor ve cam ekran içindeki kızılötesi kameralar da sizin parmak hareketleriniz algılayor. Bu şekilde ekranda bir resime zoom yapabiliyor, video oynatabiliyor ya da sayfa sayfa bir e-book'u okuyabiliyorsunuz. Şu anda sadece prototip olarak duyurulan Touch Wall; fiyatıyla da dikkat çekiyorGülümseme. 10 bin dolar civarında. Fakat Microsoft henüz bu sistemi satışa sunmuş değil. Bill Gates; fiyatı iyice ucuzlattıklarında sistemi satışa sunacaklarını söyledi. Surface teknolojisinin ileride tüm dünyayı saracağının bir göstergesi olan Touch Wall, daha da geliştirilip fiyatı ucuzlatıldığında çok rabet göreceğe benziyor.


    May 29

    Robot Titan Türkiye'de

    İngiltere'de Nik Fielding tarafından dizayn edilen ünlü şov yıldızı dev robot Titan, Dubai, Hong Kong, Almanya, İsviçre, Fransa ve İrlanda'dan sonra Türkiye'de gösteriler yapacak.

    Antares Alışveriş ve Yaşam Merkezi'nde Türk izleyicilerin karşısına çıkacak olan robot Titan, bir çok reklamda rol almasının yanı sıra, İngiliz kanallarının önemli şov programlarındaki performanslarıyla tanınıyor. Robot Titan, 28 Mayıs'ta ilk gösterisini yapacak. İngiltere'den İstanbul'a 4 büyük kutu içerisinde getirilen ve montajı bir günde tamamlanan Titan için, Antares Alışveriş ve Yaşam Merkezi'nde özel bir alan ayrıldı, kapılar genişletildi, boyları yükseltildi ve teknik altyapı sağlandı.

    Titan'ın gösterisi öncesinde, Bilim Kolejinin ilköğretim 2. ve 3. sınıflarında okuyan öğrenciler, yüzlerine taktıkları Titan maskeleriyle Antares'e geldi.

    Daha sonra özel bir araçla gösteri yapacağı alana getirilen Robot Titan, çocukların meraklı bakışları ve çığlıkları arasında önce kısa bir süre konuştu, ardından da ''What a Wonderfull World'' adlı şarkıyı söyleyerek gösteriye devam etti.

    Titan'ın ani hareketleri karşısında çığlıklarına hakim olamayan küçük öğrenciler, robotun geğirmesi ve ardından da gaz çıkarmasına ise kahkahalarla güldüler.

    Titan'ın, gösteri sırasında gözlerinden izleyicilerin üzerine su fışkırtması, çocukların bir yandan gülmeleri bir yandan çığlıklar atarak kaçışmalarına neden olurken, onların bu tepkilerine de bu kez Robot Titan kahkahalarıyla karşılık verdi.

    ROBOT TİTAN'IN ÖZELLİKLERİ

    Gazeteciler için yaklaşık 20 dakikalık bir gösteri sunan Titan, bir ara da dans etti. Eni 1,5, boyu 2,5 metreye varan dev robot Titan, tam 150 kilo ağırlığında.

    Birçok reklamda rol almasının yanı sıra İngiliz kanallarının önemli şov programlarında ilginç performansıyla da tanındığı belirtilen Robot Titan, bugünden itibaren (28.05.2008 tarihinden itibaren) her gün Antares alışveriş merkezinde 16.00, 18.00 ve 20.00 saatlerinde günde 3 kez gösteri yapacak.

    4 YILDA TAMAMLANDI

    Judge Read adlı çizgi romandan esinlenerek yaptığı robot Hammerstain'den sonra ileri teknoloji ile donatılmış son robotu olan Titan'ı tasarlayan Nik Fielding, hak ettiği ününü bu dev robotla kazandı. İki kişi tarafından 4 yılda tamamlanan robot Titan'a teknolojinin son yenilikleri günü gününe eklendi. Yaratıcısı Nik Fielding ile birlikte Ankara'ya gelen Robot Titan'ın, Antares'deki gösterilerinden sonra Filipinler'de de gösteri yapacağı belirtildi.

    ALINTIDIR: http://www.samanyoluhaber.com/haber-103280.html


    May 22

    İşte Laptop Teknolojisinin Geldiği Son Nokta

    Eskiden laptop teknolojisi oyun oynamaya elverişli değildi. Hem kullanıcı, hem de üretici için ısınmaları, işlem kapasiteleri, ekran kartlarının laptoplara entegre edilmesi birer dertti. Masaüstü bilgisayarlardaki hızlara erişmek ise inanılması güç bir hayaldi. Ne varki laptop teknolojisinin geldiği son noktayı az önce okudum ve bunu sizlerle paylaşmak istedim. Dünyanın önde gelen laptop markalarından ASUS, yeni seri laptoplarını duyurmuş. G70, U2 ve M70. İşte resimlerle bu yeni laptopların özellikleri:

    ASUS G70:

    ASUS’un oyuncular için özel olarak tasarladığı G Serisi dizüstü bilgisayarların yeni modeli G70, tasarımının yanı sıra, güçlü grafik ve performans özellikleri ile ilgi çekiyor. G70 üzerinde SLI modunda çalışan çift GeForce 8700M GT grafik işlemcisi yer alıyor. Toplamda 1GB’lık grafik belleğine sahip ASUS G70, 17″ ekrana sahip ve 1920×1200 çözünürlüğü destekliyor. Çift sabit disk ve 8GB’a kadar sistem belleği desteği veren G70, ek olarak bütünleşik Altec Lansing® stereo hoparlörler, subwoofer, bütünleşik TV tuner, uzaktan kumanda ve bütünleşik web kamera özellikleri ile de tüm multimedia uygulamalarından maksimum keyif almanızı garanti ediyor.

    ASUS M70:

    İlk olarak CES 2008’de duyurulan bir diğer dizüstü serisi olan yeni ASUS M Serisi multimedya notebooklar, dünyanın 1TB sabit disk kapasitesi sunan ilk taşınabilir bilgisayarları olma özelliği taşıyor. Hitachi’nin 500 GB’lık 2.5″ Travelstar 5K500 disklerinden 2 adet bulunan M70 modeli bu sayede benzersiz depolama kapasitesi sunuyor.

    ASUS U2:

    Gözalıcı tasarım özellikleri ile öne çıkan ASUS U2’nin en önemli özellği yüksek sağlamlık sağlayan 32 GB’lık solid state disk kullanıyor olması. Bu sayede özellikle darbelere karşı maksimum güvenilirlik sağlıyor. 11” ekran genişlğine sahip U2’nin bir diğer özelliği de çok az enerji harcıyor olması. Ek olarak U2’nin LCD panelinde bütünleşik olarak bulunan ve dünyanın en küçük lenslerinden birine sahip olan yüksek kaliteli web kamera yüz tanıma özelliği sunuyor. Özel ASUS Smartlogon yazılımı ile kullanıcının yüzü U2 tarafından tanınıyor ve böylece başka kişilerin bilgisayara erişimi engellenebiliyor.

    Laptop teknolojisi bu gidişle masaüstü performansını yakalayacağa benziyor. Tabii bu kadar mükemmel özelliklere sahip olan laptopların fiyatları ne olur... İşte orası sizin hayal gücünüze kalmış Açık ağızlı

    ALINTIDIR: http://teknoloji.pclabs.gen.tr/asus/?p=151




    May 20

    "LOST" Hakkında Herşey!!!

     

    "Lost" dizisi yayına girdiği günden beri büyük bir hayran kitlesine ulaştı. Tam 4 sezondur yayında ve izleyici sayısı her geçen gün artıyor. Bunun en büyük sebebi kuşkusuz "Lost"un senaryosunda saklı. Senaryosu bir sır gibi saklanan, 4 sezonu boyunca birçok soruya cevap bulunabilse de hala gizlerinin tümü çözülmemiş olan, hatta ve hatta gizlerinin üstüne yeni gizler eklenen bir dizi "Lost". İlk bölümü için tam 14 milyon dolar harcandı. Bu rakam, ülkemizde çekilmiş bir çok sinema filminin bütçesinden fazla. Dizi, ülkemizde son birkaç ay öncesine kadar Digiturk hariç gösterimde olmasa da (dizi şimdi TNT'de oynuyor fakat gösterime 1. sezon 1. bölümden başlandı), hayran kitlesi tarafından internet üzerinden paylaşım yoluyla izlendi ve izleniyor. Son zamanlarda ise dizinin  senaryosunun çalındığı ve internette yayınlandığı konuşuluyordu. Bende bir sitede senaryonun Türkçe'ye çevirilmiş halini buldum. Doğu ya da yanlış; bilemiyorum. Ama okuyunca ben çok etkilendim ve çok da mantıklı geldi. Bakalım siz de benim gibi düşünecek misiniz? İşte "Lost" hakkında herşey:

    "Dharma Girişimi" Nedir?

    DHARMA GİRİŞİMİ,isimli gizemli araştırma projesi, 1970′de Gerald ve Karen DeGroot tarafından Michigan Üniversitesi’nde doktora yaparlarken oluşturulmuş ve Danimarkalı sanayici Alvar Hanso ile sahip olduğu HANSO FOUNDATION tarafından desteklenen bir oluşum görüntüsü çizer. Ancak yine de araştırma projelerinin kapsamının bu derece geniş olması, “incident”, “purge” gibi gizemli olaylarla desteklenen sis perdesi, DHARMA’nın ne kadarının “bir araştırma projesi” ne kadarının ise başka bir şey olduğu konusunda ciddi şüpheler yaratır.


    DHARMA, Sanskritçe’de pek çok anlama gelir. Bu anlamlardan bazıları şöyledir :
    - Evrenin düzenini ve ruhsal gelişimi sağlayan kozmik doğa yasaları. (Buna bağlantılı olarak “karma” ve “samsara” yasaları da bulunur.)
    - Ulu düzen, hakiki doğa
    - Hakikat
    - Vazife
    - Doğruluk, erdem, ahlak, bilgelik
    - Öğreti, yüksek hakikatlere götüren yol.


    Budizm anlayışında DHARMA, çok geniş kapsamlı bir “bilgelik” dünyasıdır ve açıklaması şu bilgileri içerir :
    - Buda’nın öğretileri
    - Aydınlanmanın bir yolu olarak Buda’nın belirlediği kuralları bilmek ve bunları uygulamak
    - Herşeyin yapılması için temel teşkil eden öğelerden biri
    - Öğretmeni tarafından öğrencisine sunulan dersler
    - Öğretmenin Yolu = Acı çekmeyi bertarafa etme ve karmayı tersine çevirme/yok etme yolunda öğrencinin yaptığı yolculuk
    - Tek Gerçek = Evrenin en önemli öğesinin mutluluk, huzur veya Nirvana olduğunu farketmek


    DHARMA Girişimi’nin ilk kelimesi ise, aslında bir açıklamanın ilk harflerinin yanyana gelmesi ile oluşmuş gibidir :
    Department of Heuristics And Research on Material Applications Initiative
    (Sezgisel Yöntemler ve Maddesel Uygulamalar Üzerine Araştırma Bölümü)


    Girişimin amacı, Swan’daki oryantasyon videosunda belirtildiği üzere, “yerkürenin her yerinden bilimadamları ve özgür düşünürlerin meteoroloji, psikoloji, parapsikoloji, zooloji, elektromanyetizm ve ütopik sosyal ……. (tam duyulmayan kısım) konularında araştırma yapabileceği büyük ölçekli bir toplumsal araştırma grubu kurulması”dır.


    The Lost Experience’daki Sri Lanka Videosu ise DHARMA’nın Valenzetti Denklemi’ne bağlı bir projenin parçası olduğunu gösterir. İnsan ırkının kaderini değiştirmek için Valenzetti Denklemi’nin ana faktörlerinden bir ya da birkaçını değiştirme amacı ile çevreyi manipüle edecek/yönlendirecek/amaca uygun hale getirecek bilimsel araştırmalar yapmak için adayı kullanan DHARMA, aynı zamanda dünyanın hiçbir yerinde olmayıp sadece bu adada görülen benzersiz özellikleri de incelemeyi amaçlar. Yine Lost Experience’daki bilgiye ve Hanso Foundation’dan Hugh McIntryre tarafından yapılan açıklamaya göre; Hanso’nun Dharma’ya olan desteği (muhtemelen tasfiye hareketinin de tarihi olan) 1987′de kesilmiş olsa da bu kesin değildir. Zira adaya hala DHARMA amblemli teçhizat ve malzeme gelmektedir. Bu durumda DHARMA’nın bir şekilde hala desteği sürdürdüğü ya da DHARMA içinden bir grubun üstü kapalı ve gizli şekilde Others’ı ve yaptıklarını desteklediği de düşünülebilir. Diziden kesin olarak anlaşılabilen şey, DHARMA Girişimi’nin (Ben’in desteği ve bir “Hostiles hareketi” olarak) Barakalar’da tasfiyeye uğradığı ve ekip üyelerinin zehirli gaz ile öldürülerek toplu mezara atıldığıdır. Danielle’in adaya gelişi gibi detaylar da ele alındığında bu tasfiye tarihinin de 1987 civarında olması muhtemeldir.
    DHARMA İstasyonları

    1-The Arrow
    2-The Staff
    3-The Swan
    4-The Flame
    5-The Pearl
    6-The Orchid
    7-The Hydra
    8-The Looking Glass
    9-The Tempest
    10-The Door

    Lost Teorisi (Sezon 4 Sonrası)
    1900 ‘LERİN BAŞI: Black Rock (Kara Kaya) Pasifik okyanusunu geçen bir nakil gemisiydi. Gemideki insanlar karışık metal mineraller taşıyordu. Beklenmedik bir şekilde, gemi LOST adasıyla karşılaştı. Bunlar olurken ada eşsiz magnetik özelliklere sahip ve gemideki magnetik materyaller adadaki tüm bu magnetik kuvvetlerden etkileniyor ve gemi tam anlamıyla adaya çekiliyor. Ve geminin mürettebatı bizim ‘’others’’ (diğerleri) olarak bildiğimiz kişiler oluyor. Richard ta onlardan biri…


    1970 ÖNCESİ: İnsan ırkının gelişimi için DHARMA girişimi kuruldu. Bilimsel araştırmalarla başlayan bu girişim daha sonra kaderi test etmek için tasarlanmış büyük çapta bir proje haline geldi. DHARMA’nın çalışmaları sırasında birisi zaman makinası icat etmeyi başardı. Tabi o sırada bu zaman makinesi akım kapasitörlü bi Delorian ( ç.n. : “Geleceğe Dönüş” filmindeki “zaman makinası araba”. Keşfedilen şeyin basit birşey olduğunu ima ediyor ) değildi. Aslında o çok daha basit bi makinaydı. (ç.n. : Burda makinanın nasıl çalıştığını anlatıyor) Diyelim ki DHARMA zaman makinesini icat etti ve 1960 yılında harekete geçirdi; makine 1 yıl çalıştıktan sonra birisi 1961′de makineye girmeye karar verdi. onlar sadece zamanda geri gidebildiler ve sadece 1 yıl geri gidebildiler ( yani makinenin çalışmaya başladığı zamana) . Bunun da ötesinde geçmişe dönersen geçmişte kalıyordun. 1961′e geri dönemezsin çünkü sen şu an geçmişte varsın. Diyelim ki sen 1965de ölümcül bir hastalığa yakalandın ve 1960′a geri dönüyorsun (yani hastalığa yakalanmadan önceki bir zamana), bu durumda geçmişe döndüğünde zaman makinasından çıktığında hastalık geçmişe dönen bedeninle geri dönmüyor. Yani dönmüş olduğun zamanda hasta olmuyorsun.


    Bu yüzden, DHARMA bu aletin gücünü anladığından deneyi zaman makinasını test edebilecekleri gözlerden ırak, uzak bi adaya taşımaya karar verdi. DHARMA insanları zaman makinasıyla geçmişe göndermeden önce çalışmalarını kutup ayıları gibi hayvanlarla yaptı. Bir kutup ayısını bikaç yıl geri gönderdiler ve yaşayıp yaşamadığını görmek için doğal yurdunu değiştirdiler. DHARMA kutup ayılarının geçmişe gittikten sonra adada ve uzak çöllerde yaşayabildiğini gördü. DHARMA bu kutup ayılarının çölde “geçmişe gönderildikleri zamana kadar” yaşayabildiklerini gördü , bu onları kısmen yenilmez yapmıştı. ( ç.n : normalde çölde yada tropik adada ölmeleri gerekirken zamanda yolculuğa başlama anına kadar yaşayabiliyorlar , kafalarına kurşul sıkılmazsa tabi) Kutup ayılarıyla yapılan bu deneyden kısa süre sonra Dharma insanları da zamanda geriye göndermeye başladı. Zaman makinesi deneyinin boyunca birkaç yıl içinde Dharma geriye gönderdiği insanların zamanın akışını değiştirip değiştiremeyecekleriyle ilgilenmeye başladı. Ve zamanda geri gidecek yolcularına zamanın gidişatını değiştirecek görevler vermeye başladı. Maalesef geriye giden insanlar çoktan yazılmış olan kaderi değiştirebilecek hiçbir şey yapamadılar.


    Şimdi zaman makinasının hiç bir yararını görmeyip umutsuzluğa kapılan DHARMA hastalıkların tedavi edilip edilemediğini görmek için ada yerlilerinden oluşan bir grup kurmaya karar verdi ve ‘’others’’ların birçoğunu etkileyecek bir hastalığı adaya bulaştırdı.Ve ‘’others’’lara bu hastalığı zaman makinesı aracılığıyla tedavi edebilecekleri konusunda ısrar etti. Ama bu others için çok açık/ anlaşılır bir durum değildi. onlar sadece tedavi olmak istiyorlardı. ve bu zaman makinesinin sadece kompleks bi aşı olduğunu düşünüyorlardı. Dharma asıl olarak insanlar onlara bu virüs aşılanmadan evvelki bi zamana gittiklerinde bu virüsten kurtulup, tedavi olup olmadıklarını görmek istiyordu.Kaderin önceden buyurduğu gibi ‘’others’’ lar onlara hastalık enjekte edildiğinden önceki bi zamana giderek hastalıktan kurtuldular tabi sadece kara duman tarafından öldürülene kadar çünkü karaduman zaman çizgisinin kendisini düzelttiği fiziksel bi vasıtadır. Kara dumanla ilk kez karşılaşan DHARMA şimdi bu zaman makinesinin düşünülen hiç bir amaca hizmet etmeden sonuçlanacağından korkuya kapılmış/ dehşete düşmüş durumda. Dharmanın başarabildiği tek şey ada sakinlerini adadan defetmekti.

     
    1970 -1985 : Ben’in annesi Dharma tarafından adaya gelmesi ve zaman makinesi üzerinde çalışması için işe alınır. Testin başlamasından yıllar sonra da zaman makinesininin becerilerinden bıkmıştır.Aynı zamanda Richard (others’ın geecekteki lideri) la tanışır. Richard ona Dharma’nın yaptığı ve birçok ‘’others’’ın öldüğü bu korkunç deneyden bahseder.Ben’in annesinde , bilim adı altında yok saydıkları ahlaki değerlerden ötürü Dharma’ya karşı nefret gelişir.Dharma ’nın yaptıklarından etkilenen masum insanlar için Dharma’ yı yok etmenin kaderi olduğuna hüküm verir. Fakat adadan ayrılmak yerine bir taşla iki kuş vurmayı planlar: adadan sadece ayrılmak ve muhtemelen de Dharmayı ayrılışıyla kızdırmak yerine zaman makinesini kullanarak adaya geldiği zamana geri döner. Ve adadan ayrıldı. Bu şekilde dış dünyaya adaya hiç gitmemiş gibi görünecekti .Yaşamının adada testler yaparak kaybettiği 15 yılını tekrar yaşamak için geri gitti. Akıllıca…


    1970 : Ben’in annesi 1970′e yaklaşık olarak 15 yıl geriye seyehat etti ve kendini yeniden Oregonda buldu. Mükemmel bir çocukla tanıştı,evlendi ve hamile kaldı. Fakat ada dışında yaşadığı alternatif hayatta çocuksuzdu.Malesef Dharma henüz anne ve çocuk ölümleri ile zamanda yolculuk arasındaki bağlantıyı keşfedememişti. (Hatırlayın Juliet 26 yaşında olmasına rağmen 70 yaşındaki bi kadınınki gibi görünen rahim röntgenini görmüştü. Görünen o ki zamanda yolculuğun benzersiz bir etkisi de bedeniniz değil ama rahminiz yaşlanıyor..)


    Ben’in annesinin doğum zamanı geldiğinde çocuğu doğurmayı başarıyor ama kendisi ölüyor. onun ölmesinin nedeni ise zaman çizgisinin gidişatı onu Ben ile değiştirerek düzeltmesidir. Ben onun tecessümüydü (cisimleşme/yeniden dünyaya gelişi gibi bişey) ve hayal kırıklığına uğramış olan bu DHARMA mühendisinin en sonunda bu şaibeli/kanunsuz/kötü kuruluşu yıkmak olan vasiyetini/hedefini gerçekleştirmek için yaratılmıştı. Ben’in rolü kaderi çözme konusunda çalışmak ve zaman makinesini DHARMA’nın metotlarını kullanmadan çalıştırmanın bir yolunu bulmaktı.


    1980′LER: Annesinin ölümünün üzerinden çok geçmeden Ben ve babası adaya gittiler. Horace Dharma’ya katılmıştı ve Ben’in annesini araştırmak için gönderilmişti. Ancak onun öldüğünü öğrenince kocasını ve Ben’i adaya gönderdi. Ben ve babası adaya geldiklerinde Ben’in babasını DHARMA’nın sadece bir piyonu olmuş şekilde buluyoruz. Ben onların adaya gelmesinin gerçek nedeniydi: Ben’in görevi annesinin kaderini gerçekleştirmekti. Malesef o zaman Ben bundan haberdar değildi. O sadece kendini eğlendirmeye ve babasının çok fazla kendini bırakmamasını sağlamaya çalışıyodu.


    1981: Ben adada biraz iyi zaman geçirdikten sonra adada evin dışında ölmüş annesini duymaya ve görmeye başladı! Onun annesini görmesinin nedeni “alternatif gelecekte” annesinin hala hayatta ve DHARMA için çalışıyor olmasıydı. O ona yarı ölü gibi görünüyordu çünkü onun ölü ruhu Ben’e kaderini anlamakta yardım etmesi için dizayn edildi.böylelikle Ben onun vasiyetini devam ettirebilecekti. Sonuç olarak onu ruhu zamanın geleceği düzeltmek için bulduğu yoldu.


    Ölü annesini gördükten çok kısa bir süre sonra Ben ormanda “henüz hazır değilsin diyen” Richard’ı görür. Richard bir zaman yolcusu ve Dharma’dan nefret eden biridir. Ben Richard’la ormanda karşılaştığında Richard 2000 yılından 1981 yılına seyehat etmişti. Bu nedenle Richard Ben’le çalışırken yaşlanmıyordu. Neden Richard Ben ile iletişime geçmek için geçmişe gitmişti? onu örgütlemek/ işe almak (yani kendi amacı doğrultusunda onunla birlikte çalışmasını sağlamak için) için. Richard alternatif zaman çizgisindeki Ben’in annesini biliyordu ve Ben’in annesinin yeniden vücut bulmuş/cisimleşmiş hali olduğunu biliyordu ve Ben’in bir çeşit dahi/mucizevi bir çocuk olduğunu da biliyordu. Ondan sonra Richard ve Ben daha sonraki yıllarını DHARMA’yı nasıl yıkacaklarını ve zaman makinasını insanları öldürmeyi içermeyen testlerde nasıl kullanacaklarını planlamakla geçirdiler.


    1988: Rousseau’nun gemisi adaya çarpar ve Rousseau Ben ve Richard tarafından çabucak kaçırılan Alex’i doğurur. Böylece onun DHARMA tarafından bulunmasını engellemiş oluyorlardı. Rousseau’nun adaya tam anlamıyla neden geldiğini bilmiyoruz ancak ben inanıyorum ki o adada güç mücadelesi olup olmadığını belirlemek için DHARMA tarafından gönderilmiş bir ekibin parçasıydı. DHARMA’daki güçlü kimseler kendileri gidecek kadar aptal değillerdi ve önce oraya daha sonra adada ölmek zorunda olan bir grubu gönderdiler. Rousseau’nun grubu DHARMA’nın o sırada test ettiği/yaydığı hastalığa yakalanarak öldü.


    1981-2005: Ben büyür ve Richard ile birlikte DHARMA’yı tamamen ortadan kaldırmak için “nihai planı” planlamaktadır: Tasfiye/Temizlik (The Purge). o sıralarda DHARMA zaman makinasını başka amaçlarla kullanıp kullanamayacaklarını görmek için adanın diğer kendine has özelliklerini test etmeye devam etmektedir. Bu çalışmaların ortasında, DHARMA SWAN istasyonu vasıtasıyla adanın manyetik anomalisini keşfetti. Bu manyetik anomali bütün adayı kapsayan bir hava kabarcığıydı.Ama malesef DHARMA onu herhangi bir şey için nasıl kullanacaklarını bilmediklerinden bu anomali üzerinde ancak basit/temel testler yapabildiler. Bu sıralarda hem DHARMA hem de OTHERS zaman makinesini “daha büyük menfaat/yarar/iyilik” için nasıl kullanacaklarını öğrenmeye çalışıyorladı.


    Zaman makinesi üzerindeki testler sırasında DHARMA ve others zaman yolculuğu ile ilgili aşağıdaki buluşları yaptılar:
    1) Birisi makinaya girdiğinde sadece geçmişe geri gidebiliyor ve sadece makinenin çalıştığı zamanlara gidebiliyor.
    2) Geçmişe gittiğinde yeniden yaşlanmıyorsun. Mesela eğer 50 yaşındaysan ve 10 yıl geriye gitttiysen 40 yaşındaki bedenine sahip olmuyorsun. 50 yaşındaki bedeninle geri dönüyorsun. Ancak senin bu 50 yaşındaki bedenin sonraki 10 yıl boyunca yaşlanmıyor (yani zamanda yolculuk yaptmak için zaman makinasına girdiğin ana kadar)
    3) Zaman yolculuğunda bedenin fiziksel olarak yeniden yaşlanmıyor ancak makineye girmeden önceki fiziksel rahatsılıkların iyileşiyor. Mesela, varsayalım ki sen 2010 yılında felç oldun- 2015′de de zaman makinasına girmeye ve 10 yıl geri dönmeye (felç olmadan önceki bir zaman) karar veriyosun. 2005′e geri döndüğünde tekrar yürüyebilirsin. ancak 5 yıl geçtikten sonra kader seni yeniden felç etmek için başka bir yol bulacaktır. Belki ilk kez felç olmanın nedeni pencereden itilerek belinin üzerine düşmen olabilir ancak ikinci kez belki bi arabanın çarpmasından dolayı felç olablirsim.
    4) Geçmişe geri döndüğünde sadece kaderinin üzerinde etkisi olmayan şeyleri değiştirebilirsin. Başka bir deyişle; belli bir tarihteki bir filmi izlemeye gittiysen ve sonra zamanda geriye gittiysen o tarih geldiğinde o filmi tekrar izlemeye gitceksin diye bi kaide yok. ancak o film hayatını değiştirecek bir karar almanı sağladıysa kader sana bu kararı aldıracak başka yollar bulur (filmi izlemen olan bu orjinal yoldan başka bir yol).
    5) Eğer geçmişe gittiysen ve öldüysen tam anlamda ölü olmazsın çünkü evrende senin gelecekte hayatta olduğun bir yörünge zaten mevcuttur. Bu nedenle sen bir “yarı ölü” haline gelirsin. Başka bir deyişle senin varlığın bazı kimselerce bilinir ama diğerlerince bilinmez. Varlığın sadece kaderine etki etmen gerektiğinde bilinebilir. mesela diyelimki sen Google’ın mucitisin.Google bulmadan önceki bir zamana geri döndün diyelim. Ancak sonra bilinmeyen bir nedenden dolayı öldün. bu durumda kader yine Google’ı buldurmanın bir yolunu bulur. Büyük ihtimalle de senin yarı ölü bedenin başka birine görünür ve sen ona Google’2 yaratma konusunda fikir verirsin. Böylece evrene hükmeden tüm olaylar serisi asla değişmez, ama sen teknik olarak ölü olursun.
    6)Eğer hiç çocuğun olmadıysa ; geçmişe gidip doğum yapamazsın. kader gerçekte var olmayan yeni bir varlığın geçmişte var olmasına izin vermez.. Kader yönünü düzeltmek için ya anneyi ya bebeği ya da her ikisini öldürür.


    2005: Nefretle kabaran düşmanlıkla Ben, Richard ve Jacop 2000 yılına geri gider ve DHARMA’yı ortadan silerler(The purge: temizlik/ tasfiye operasyonu:)). Dünyanın diğer yerlerinde de DHARMA üyeleri (Penny’nin babası gibi) olduğunu farkeden “The others:diğerleri” DHARMA’nın adaya tekrar ulaşmasını engellemek ve onları ortadan kaldırmak için çabucak bişeyler düşünmesi gerekir. Ben geçmişe gitmek ve dış dünyadan gizlenmek için bütün adayı “Time loop: zaman döngüsü” içine sokar. ,bu time loop adayı geçmişte bi zamanda (2000 yılı) askıda bırakır (o yılda tutar). Böylece dışardaki DHARMA çalışanlarının adaya ulaşmasını engellemiş olurlar. Time loop’u başlatan Ben ve Richard adanın diğer yerlilerini toplarlar ve bu kişiler büyüyerek DHARMA!nın karşı gücünü oluştururlar: “The others”.


    Bu “time loop”u yaratmak için Ben ve Richard zaman makinesini ARROW istayonundan alıp SWAN istasyonuna götürürler.Mikhailin mühendislik dehasıyla zaman makinasını SWAN istasyonu içinde derinlerde bi yerde çimentoyla kaplarlar. Ayrıca Mikhail zaman makinası ve tüm adayı saran manyetik anomaliyi birlikte hareket ettirmeyi başardı. bu da others’ın tüm adayı geçmiş zamana göndermelerini sağladı! Daha sonra 108 dakikada bir düğmesine basılması gereken bilgisayar sistemini kurdular; ancak bu düğmeye basma işi aslında 108 dakikada bir zaman makinasını aktive ediyordu. Uzun yıllar boyunca her 108 dakikada bir zaman makinasını resetleyerek zamanı durdurmayı başardılar. Malesef bu işin bi dezavantajı; adada zaman duruyor olmasına rağmen dünyanın geri kalanında zamanın hala geçiyor olmasıdır. Bu yüzden ada hala 2000 yılındayken gerçek dünya 2004 yılındadır. Ben’in 3. sezonda Richard’a doğum günlerini ne zaman kutladığımızı hatırlıyormusun cümlesine dikkat edin. Others her 108 dakikada bir zamanı tekrarladıkları ve dolayısıyla yaşlanmadıkları için doğum günlerini kutlamalarının bi anlamı yok.


    2000-2000 ADA ZAMANI: Adada zaman sabit kalırken ; şimdi dışarı karşı görünmez olan “diğerleri” zaman yolculuğu üzerindeki testlerini devam ettirebildiler. “Diğerleri” adada yeni bir yaşama başlamak istediler. Ama tek problem neydi? duran zamanla ve yaşlanan rahimlerin zayıf birlikteliğinden dolayı adada üremek/çoğalmak/türünü devam ettirebilmek için bir yol bulmak zorundaydılar. bu yüzden mevcut hamilelik sorununu araştırması için Juliet’i işe aldılar. ayrıca 108 dakikada bir düğmeye bassın diye prestijli bir askeri görevli (Kelvin) de buldular ve ona dünyayı koruduğunu düşündürttüler. Bu arada, Diğer yerliler yaşlanmadan günlerini geçiriyordu (Richard, Ben ve tüm diğerleri buna dahil). Ayrıca 2. adanın 1. adanın manyetik kabarcığının dışında olduğu düşünülüyordu, bu yüzden ana adamızın manyetik kabarcığından ayrılan birisi 2000 yılındaki zaman çizgisinden sonra yaşlanmaya başlıyordu. Zamanın belli bir noktasında Jacop ölür. Ancak Jacop önceki zaman çizgisinde 2005′ kadar yaşadığından dolayı onun ruhu Ben, Richard ve toplulukla iletişime geçebilmek için hayatta kalır.


    2000-2004 ORJİNAL ZAMAN ÇİZGİSİ:
    Ada 2000 yılında sıkışıp kalmışken, Lost un bütün karakterleri flashbackler aracılığıyla yaşamları devam ediyor. Biz onların zaman içindeki ilk döngülerinden başlangıç hikayelerini görüyoruz. Kahramanlarımız adadan kurtarıldıklarında, 3. sezonun sonunda Jack’in “flashforward” ında da gördüğümüz gibi yaşamlarının bu zamanını tekrar yaşamaya başlayacaklar.


    2000:(Ada Zamanı- 2001 civarı orjinal zaman): Juliet cocuk doğumlarıyla ilgili sorunları incelemek için tutuldu. O gerçekten iyi bir insandı ve kız kardeşine yardım etmek için her şeyi yapardı. Ancak adadaki “time loop”tan haberi yoktu ve Ben onu adada tutmak için onun bu haberdar olmayışından faydalanıyordu.


    2000:(ada zamanı-2001 civarı orjinal zaman): Kızının Desmondla birlikte olmasından bıkan Dharma lideri olan Penny’nin babası Desmondu adaya göndermek için akıllıca bi plan tezgahladı. Libby’i ( Dharma için çalışan bir ajan) Desmondu adaya göndermek için tuttu.
    ________________________________________
    2004:GERÇEK ZAMAN ÇİZGİSİ: Desmond düğmeye basıp zaman makinasını resetleyip adayı 108 dakika geri göndermediği için Uçak ada üzerinde kaza yapıyor. Düğmeye basılmaması zaman makinasının manyetik balonun güçlerini çalıştırmasını geçici olarak durdurdu thus creating an opening over the island the split second Oceanic 815 flew over. The resulting power of the current flowing through the magnetic field ripped the plane in half. Biz izlyiciler olarak 2 büyük soruyla karşı karşıya kaldık: Desmond’un düğmeye basmamasıyla uçağın düşmesinin aynı anda olması tamamen bir rastlantımı yoksa DHARMA bir grup insanın adayı “time loop”un içinden çıkaracağını bildiğinden kazanın bilerek uçağın adanın üzerinden geçtiği saniyede olmasını mı tezgahladı. bu durum arkadaşlar bizi Lost’un temasına geri götürüyor- uçak kazasına kader mi neden oldu yoksa Dharma bazı karakterleri (sonunda adamızın kahramanı olacak karakterler) özellikle mi devreye soktu? Ya da bu durum hem kaderin hem de DHARMA’nın çalışmalarının bir sonucumuydu?


    Uçak kazasından sonra artık kahramanlarımız adada 2000 yılında ve bedenlerini 2000 yılından aldılar. Locke iyileşti çünkü onun geçirdiği kaza henüz olmamıştı (2002 civarında)- Rose’unkiyle aynı.


    Maalsef 2004 yılında (orjinal zamanda) uçak eskiden adanın bulunduğu yer olan okyanusun ortasında bi yerde kaza yaptı. Siz şu an 2000 yılında var olan adayı görüyorsunuz ve bu ada muhtemelen 2004den önce yok edildi ve böylece gerçek hayatta 2004′den sonraki insanlara asla görünmeyecek. Bu yüzden Naomi 815 uçağından kurtulanların kazadan sonra okyanusun dibinde bulunduklarını söyledi. Aslına bakarsanız Daha açık olmak gerekirse uçağın kopyası yapıldı. Uçağın bi versiyonu şu an adada 2000 yılında var diğeri de 2004yılında okyanusta kaza yaptı. yani sonuç olarak bizim kahramanlarımıza ne olursa olsun onlar uçağın kaza yaptığı zamana yani 2004′e ulaştıklarında ölecekler!!


    2000 ADA ZAMANI: Lostun ilk 2 sezonunun geçtiği zaman. Anbar keşfedildi ve Locke en sonunda düğmeye basmadı ve Desmond anahtarı çevirdi. Bu zaman makinesini imha etti ve adada artık zaman 2000 yılından itibaren ilerlemeye başladı! Şimdi ada gerçek dünyanın 5 yıl gerisinden ilerliyor. Desmond anahtarı çevirdiğinde onun yaşamı gözlerinin önünden geçti. Aslına bakarsanız hayatının bu 5 yılını yeniden yaşamak zorunda kaldı! Adadan kurtarıldıklarını, charlie’nin ölümüne şahit olduğunu sonra yaşamına tekrardan başladığını, , penny ile tanıştıklarını ve sonra adaya yeniden döndüklerini anımsadı- böylece onun yaşam hikayesinin döngsü yaratılmış oldu. Desmond kaderinden kaçamadı. Onun hayatını tekrar yaşamasının tek nedeni onun anahtarı çeviren kişi olmasıdır. Ben iddia ediyorum ki o zaman makinasının tam kalbindeydi ve o alternatif geleceğini diğer kişilerden biraz daha iyi bir şekilde görebiliyordu.Bu da Charlie’nin ölümü ile ilgili flash’ları nasıl görebildiğinin açıklaması. Onun yaşBen terbiyesizin tekiyim. tekrardan kaç kez yaşadığını kim bilebilir. O yaşBen terbiyesizin tekiyim. her yeniden yaşadığında kahramanlarımızı neyin adadan çıkartmasını sağladığını ve charlie’nin mesajı gönderdiğini gördü.


    2007-2010 (eski zaman çizgisi): Oceanic 815′in enkazı en sonunda okyanusun dibinden bulundu. Uçak 2004′de kopya edildiğinden bizim şu an 2 tane zaman çizgimiz var. 1. zaman çizgisinde bizim ölü kahramanlarımızın okyanusun dibinde yatıyor ama yeni zaman çizgisinde kahramanlarımız adada 2001′de bulunuyor. Sezon 4′de biz Oceanic 815!in okyanusun dibindeki görüntülerini görüyoruz (yani orjinal zaman çizgisinin seyrini görüyoruz). DHARMA ve Naomi Okyanusun dibinde herkesin ölü olduğunu doğruladıklarında , zamanda geri dönmek ve adayı bulabilmek için planlarını uygulayabildiler.


    2010 (eski zaman çizgisi)/ 2001 (yeni zaman çizgisi): Naomi Dharma tarafından geçmişe geri gönderilmek ve adanın kontrolünü yeniden kazanmak için görevlendirildi. o adaya gitmeden önce bi takım oluşturdu. Onun takımı misyonlarını gerçekleştirmek için DHARMA tarafından özel olarak seçildi çünkü bütün üyeşer Ben’i adadan atmak için kilit rol oynayacaktı. Ayrıca takımın tüm üyeleri Dharma’yı çok iyi tanıdıklarını gösteren bişeyler yapmışlardı. Bu yüzden Dharma’nın bakış açısıyla onlar bi ara ortadan kaldırılmak zorundaydılar.


    2001 (ada zamanı/yeni zaman çizgisi): Desmond Charlie’nin “Looking Glass”da kaderini gerçekleştirmesini sağladıktan sonra Jack Naomi’nin telsiziyle irtibat kurabildi. Bu cihaz DHARMA tarafından özel olarak üretilmişti ve Naominin geçmişten gelecekteki DHARMA (2010 yılındaki) ile irtibata geçmesini sağlıyordu. Jack’in bilmediği ise Naominin gelecekten adada Others’ın adayı hangi noktaya kadar ele geçirdiklerini belirlemek için gönderildiğiydi. Kate Naomiye iletişim cihazını (telsizi) geri verdiğinde Naomi o zamanki tarihi girdi böylece DHARMA’nın takımı onun bulunduğu zamana geri gidebilecek ve adaya sızabileceklerdi. Aslına bakarsanız Naominin takımı adadaki zamanın 31 dakikasının içine girmeye çalışıyorlardı. Daniel’in gemideki arkadaşı roketi fırlattığında 31 dakika sonraki gelecekten fırlatıyorlardı.Bu da Daniel’e gösterdi ki adadaki kişilerle gemi arasında gemiye geri dönebilmek için az bi zaman farkı var ( yani adadaki zamanla gemideki zaman birbirine çok yakın). Naominin takımındaki kişiler DHARMA’nın insanlarıydı, mutlu değillerdi ve Ben’in peşindelerdi. Onlar Dharma’nın neden adadan silindiğini öğrenmek istiyorlardı.


    2001(yeni zaman çizgisi): Adadaki güç savaşı & hayatta kalanın adadan çıkmasını sağladı (Jack, kate, sayid, Hurley…) DHARMA bunları adadan aldı ve diğerlerini adada bıraktı. ama ne DHARMA ne de BEN onlara adayı 2001 yılında terkettiklerini söylemedi (onlar 2005 de terkettiklerini düşünüyorlardı). Ayrıca hiç bir kazazedenin adayı terketmesi beklenmiyordu bu yüzden DHARMA’nın Oceanic 815′in diğer yolcularının hepsinin öldüğüne dair bi kanıt göstermesi gerekiyordu. ayrıca kurtulan bu 6 kişinin de yaşamlarının son 4 yılını yeniden yaşadıklarını idrak etmesi neredeyse imkansızdı. Onların bakış açısıyla olduğunu düşündükleri şey sadece uzun bir rüyaydı (mesela Hurley’nin lotoyu kazanması gibi). ancak Jack hala onların doğruyu bildiklerini ima ediyor.

    2002(yeni zaman çizgisi): Hurley Charlie’nin hayaletiyle karşılaşıyor. Charlie orjinal zaman çizgisinde bir rock şarkıcısı olarak yaşadığından ama şimdi yeni zaman çizgisinde ölü olduğundan hayaleti Hurley’e yarı ölü olarak görünüyor. Ayrıca bi polis memuru Hurley’e Ana lucia’yı soruyor. Polisin bakış açısıyla Hurley ve Ana “815′in değişik versiyonlarında” 2001 yılında kaza yaptılar.

    2002(yeni zaman çizgisi): Diğer 6 kişiyle birlikte Ben de adadan çıkmayı başarıyor. Onun da gelecekten (2005 civarından) 2000 yılına zaman yolculuğu yaptığını hatırlayın. Bu yüzden yeni zaman diliminde, 2001′de, kader geri kalan hayatta kalanları hayatta bırakacaktır-en azından 2005′e kadar. Ben şu an dışarda olduğundan yönü/rotayı düzeltmek için Sayid’i kullanıyor. Biz Sayidin tam anlamıyla neden Ben’in seçtiği kişileri vurduğunu bilmiyoruz ancak muhtemel sebep yeni zaman çizgisinin korunması için bu kişilerin ölmesi gerekmektedir. Ben’in amacı DHARMA’yı ele geçirmek ve zaman makinasının kontrolünü yeniden kazanmaktı. Eğer bunu başarırsa tekrar 2000 yılına geri dönecek, adaya gidecek ve “time loop”u yeniden başlatacaktı.(inşallah!:))


    2004 (yeni zaman çizgisi): Jack adanın dışında yeni zman çizgisinde 3-4 yıl yaşadı. Jack 22 eylül 2004 de hayatının sona ereceğini biliyordu. Bu yüzden kaderi test etmeye karar verdi. Birinin kendini kurtarıp kurtarmayacağını görmek için köprüden atlamaya karar verdi. Sonra gazetede Sawyer’ın öldüğünü okudu- bu kaderin kendi yolunu izlediğini ve bu 6 kişiyi de yavaş yavaş öldüreceğini kanıtlıyordu.

    ALINTIDIR: http://www.teiws.com/viewtopic.php?f=78&t=13&st=0&sk=t&sd=a

    April 13

    İlk Ciddi Projem - C dilinde BLACKJACK



    Okula başlayalı 1 yıla yakın oldu ama hala elimde elle tutulur, ciddi bir proje yoktu. Okulda bizlere verilen lab ödevlerini yapıyordum ama bunlar en fazla 20 satırdan oluşan kod dizeleriydi. Daha fazla satırdan oluşan kod dizeleriyle yapılımış bir proje ile uğraşmak istiyordum. Çünkü satır sayısı arttıkça kodu karıştırma ve  satırların birbiriyle olan kurgusunu tam olarak düşünememe olasılığının fazla olduğunu biliyordum ve bunu tecrübe edinmek istiyordum. Bir kart oyunu yapmaya karar verdim. BLACKJACK. Ve şimdi de sizlerle oyunumun bitmiş halini paylaşıyorum. Açık ağızlı Şu anki mutluluğumu anlatamam tabii. İlk defa bir proje ile uğraştım ve tamamı bana ait. Oyunun yapımı esnasında kullanılan kodların tamamı bana aittir ve hiçbiryerden "copy-paste" yapılmamıştır. Kısaca yaptığım oyunu sizlere tanıtyım. Blackjack kısaca şöyle bir oyun:

    Blackjack nedir?.
      Blackjack oyununun temel amacı 21'i geçmeden 21'e daha yakın sayıyı bulmak için uğraşmak.
      Oyun kağıt dağıtıcısının her oyuncuya iki kart dağıtmasıyla başlar.
      Kendisine aldığı kağıtları ise biri açık biri kapalı olmak üzere masada bırakır.
      Onlular, Vale, Kız veya Papaz'lar 10, As'lar ise tercihe göre 11 veya 1 olarak sayılır.
      Diğer kartlar üzerinde yazılan değerden işlem görür. Oyuncular her defasında 21'e daha fazla
      yakınlaşmak için ek kart talep edebilir. Ta ki "Bust" adı verilen 21'i aşma durumuna kadar.
      Bu durumda oyuncu kaybetmiş olur. Oyuncunun kartlarının değeri Kasa'nın kartlarının değerinden,
      21'e daha yakınsa oyuncu kazanır. Doğal olarak tam tersi durumda da kaybeder.
      Toplamların aynı olmasında stand-off olur ve oyun "push" ile sonuçlanır yani kimse kazanamaz. Kasanın
    eli toplamı 16 olduğu andan itibaren kasa yeni kart çekemez.

    Açıklamada da belirtildiği üzere blackjack'te amaç 21'e en yakın eli elde etmek. Oyunumu ilk çalıştırdığınızda bir karşılama ekranı gelecek. Burayı herhangi bir tuşa basarak geçiyoruz. Daha sonra ise start-quit menüsüyle karşılaşacaksınız. Burada başlamak için "s", çıkmak için ise "q" tuşlayın. "s" tuşladığınız an  eller dağıtılacak ve görüntü karşınıza gelecektir. Kasanın  limiti  1000YTL, sizinki ise 100YTL'dir. Oyunda her el dağıtıldığında bahse masa potu olarak sizden ve kasadan birer YTL yatırılacaktır. Kasanın bir kartını görebiliyorken diğerini göremeyeceksiniz. Şu an karşınızdaki ekranda sizin toplam paranız "player" olarak, kasanın toplam parası "bank" olarak ve toplam bahiste "bet" olarak bulunmakta. Aşağıdaki menü ise oyunu oynamanız için gerekli komutları içeriyor. Yeni bir kart çekmek istiyorsanız 1'i, bahsinizi artırmak istiyorsanız 2'yi (bunu yaptığınız anda size bahsi ne kadar artırmak istediğiniz sorulacaktır), sıranızı savmak için 3'ü, pas demek için 4'ü ve oyundan çıkmak için 5'i tuşlayın ve enter'a basın. Pas, oyundaki diğer komutlardan biraz daha farklı çalışıyor. Eğer pas derseniz, o anda bahse yatırdığınız paranın yarısını geri alabiliyorsunuz ve kartlar tekrar dağıtılıyor. 3'e bastığınızda ise sıra kasaya geçiyor. Kasa, sıra ona geçtiği andan itibaren artık kasanın kartlarını da görebiliyorsunuz. Kasanın eli toplamı 16 ve 16'dan büyük ise kasa daha fazla kart çekemiyor ve o el sonuçlanıyor. Eğer siz ya da kasa kart çekmeler esnasında 21'i geçerseniz, 21'i geçen kişi o eli kaybetmiş oluyor. Beraberlik durumunda ise o elde masada duran bahis yine masada kalıyor. Diğer el, önceki elden kalan masa bahsinin üstüne bahisler yatırılıyor ve bir elde daha fazla para kazanma şansı ortaya çıkıyor.

    Oyunumun oynanışı kısaca bu şekilde. Umarım sizde oynarken, benim oyunu geliştirme sürecinde aldığım zevkin kat kat fazlasını alırsınız.Gülümseme Şimdi sizleri oyunumla baş başa bırakıyorum. İndirmek için tıklayın:
    BLACKJACK






    March 29

    ODTÜ Robot Günleri 2008 (21-22-23 Mart)


                         



    ODTÜ Robot Günleri 2008, 21-22-23 Mart tarihlerinde ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlendi. Çankaya Üniversitesi Yapay Zeka ve Robotik Kulübü olarak biz de serbest kategori yarışları için oradaydık. Yarışmaya bu yıl ilk defa denenmek üzeren 3 yeni kategori eklendi. Slalom, çöp toplama ve merdiven çıkma. Slolom yarışlarını izlemek çok keyifliydi. Robotta kullanılabilecek çok sayıda algoritma var ve her birinin diğeriyle arasında çok küçük hız farkı olduğundan hangi algoritmanın daha verimli çalışacağına karar vermek bir hayli zorlayıcı bir iş. İzlerken de hepimize büyük keyif verdi. Merdiven çıkma kategorisinde ise Süleyman Demirel Üniversitesi'nin şovu vardı. Yarışmaya "Humanoid" bir robotla katıldılar. Robotlarının merdiven inip çıkması için güzel bir algoritma yazmışlar. Robot, çıkması gereken merdivenin üzerine kendini bırakıyor, ters takla atıyor ve tekrar ayağa kalkıp aynı hareket dizisini uyguluyor. Merdiven inerken ise kendi bulunduğu basamağa kendini yüz üstü bırakıyor. Kolları ve ayaklarını kullanarak kurbağalama yüzüyor gibi kendini yerde itiyor ve inmesi gereken basamağa düşüyor. Çok kurnaz bir algoritma olduğunu söyleyebilirim  Performansını tamamlamasından sonra ise seyircileri selamlaması, salonda büyük bir alkış tufanının kopmasına neden oldu. Seyirciler robotu uzun süre alkışladılar. Çizgi izleyen robot yarışmasının pisti de zorlayıcı ve güzel bir pist olmuş. Keskin virajlar ve kesik çizgiler, robotların algoritmalarının ne kadar hatasız olduğunu ölçmede başarılıydı. Özellikle kesik çizgiler, robotları bir hayli zorladı. Sumo robot kategorisi ise büyük çekişmelere sahne oldu. Büyük boy kategorisinin yarı final ve final maçlarında robotlar uzun süre birbirlerine üstünlük sağlayamadıklarından seyircilere güzel bir ziyafet çektiler. 3.'lük maçı tam 7 round sürdü. Sumo robot yarışmasının finalinden sonra ise gösteri amaçlı bir "Death Match" yapıldı. Sumo robot ringine tam 10 robot yerleştirildi ve İspanya'dan katılan ekibin robotu diğer robotları pist dışına atarak "Death Match"in galibi oldu. Biraz organizasyondan bahsetmek istiyorum. Yemekleri saymazsak organizasyon iyi hazırlanmıştı. İlk gün yarışmacılara görevliler tarafından yemek kuponları dağıtıldı. Ama dağıtılanların yemek kuponu olmadığını anlamamız pek de uzun sürmedi. Yemek gelmişti gelmesine. İçi soğan, biber ve domates dolu; ismine hürmeten birkaç tane tavuk parçasının da konduğu tavuk dürümler dağıtıldı yarışmacılara. Sonraki iki gün boyunca ise hiç yemek dağıtılmadı. Dağıtılan kuponlarla anlaşma yapılan restorandan bedava içecek alınabiliyordu. Yemekteki sıkıntıyı bitarafa bırakırsak organizasyon gayet güzeldi. Her gün farklı konferans salonlarında robotikte söz sahibi mühendisler ve işadamlarının sunumları organizasyona renk kattı.


    Bizim kategorimiz olan serbest kategoride amansız bir çekişme yaşandı. İlk gün 38 üniversiteden elemeler sonucu sadece 12 tanesi kaldı. İkinci gün ise yarışmacılar jüriyi etkileyebilmek için robotlarının bütün hünerlerini sergilediler ve iyi sunumlar yapmaya çalışıp bütün soruları cevaplandırmaya çalıştılar. Son gün yapılan son puanlamadan sonra ise konferans salonunda sonuçlar açıklandı ve ödüller sahiplerine verildi. Serbest kategoride birinciliği Karabük Üniversitesi'nin "Fare Yakalayan Kedi Robot"u kazandı. Bizim projemiz olan "Rover" ise 5. oldu. 10 aylık bir kulüp olmamıza rağmen 5.'lik bizim için çok iyi bir netice. Bu 5.'lik, cesaretimizi ve azmimizi daha da artırdı. İTüRO'ya robotumuzu daha da geliştirip ilk 3'ü hedefleyerek gideceğiz. Buradan organizasyonu düzenleyen ODTÜ Robot Topluluğu’na teşekkürlerimi iletiyorum. Güzel bir organizasyona imza attılar.   



    March 08

    RobotTürk

    RobotTurk_web

     

    Yıl 1999. Türkiye büyük bir facia ile karşı karşıya kaldı. 7.4 büyüklüğünde bir deprem bütün her şeyi sildi süpürdü. Zarar gören iletişim altyapısı yüzünden iletişim gerçekleştirilemiyordu. Bu iletişim bozukluğu 5 gün boyunca devam etti. Tam 40.000 vatandaşımız bu felakette can verdi. O zaman meydana gelen bu iletişim aksaklığını gidermek için ise günümüzde çok özel bir proje hazırlandı. RobotTürk. RobotTürk; Oğuz BAYRAKDAR ile Ömer ÇELİK’in geliştirdiği bir iletişim sağlama ve arama-kurtarma robotudur. Robot bir helikopter olan RobotTürk ile, iletişim altyapısının çalışmadığı durumlarda, canlı olarak bölgeden görüntü almak mümkün. Üzerindeki kamera sayesinde 40 km gibi bir mesafeden görüntü alınabiliyor. Microsoft Robotic Studio sayesinde yer istasyonundan gönderilen emirleri uygulayabiliyor. Bunun yanında yer istasyonlarında kullanıcı; robota Microsoft Virtual Earth üzerinden yeni bir hedef gösterip robotu oraya yönlendirebiliyor. Yurtdışında da büyük yankı uyandıran bu projenin çalışmalarında Emrah YILMAZ da bulundu. Böyle bir çalışma ülkemiz adına harika bir gelişme. Ömer ÇELİK, Oğuz BAYRAKDAR ve Emrah YILMAZ’ı kutluyorum. Harika bir iş başardılar.


    Daha fazla bilgi için:

     

    http://roboticsnedir.com/blogs/robotturk/pages/robotturk-with-msrs-saving-life.aspx


    Yurtdışında RobotTürk ile ilgili çıkan haberler:


    http://www.news.com/8301-10784_3-9880957-7.html?tag=blog.1

    http://nogginswap.com/cs/blogs/pcpartfinder/archive/2008/02/27/roboturk-helicopter-to-aid-disaster-recovery.aspx

    http://newsbreak.com.au/search.ac?relkey=a1056739

    http://northloop.14gram.com/roboturk-helicopter-aid-disaster-recovery

    http://www.microsoft.com/presspass/events/HHHlaunch/gallery.mspx#4http://blogs.msdn.com/msroboticsstudio/archive/2008/02/27/robotturk-disaster-emergency-video-system.aspx

    http://www.itbusiness.ca/it/client/en/home/News.asp?id=47326







    Sözlük mü? Bildiğimiz sözlük mü?


    “Sözlük” dendiğinde hepimizin ilk aklına gelen, farklı dillerin kelimelerinin birbirlerine göre karşılıklarının bulunabildiği; ya da aynı dil içerisindeki kelimelerin geniş anlamlarının bulunduğu kaynaktır. Ama, ülkemizde öyle bir sözlük var ki bilinen sözlük anlayışının üzerine çıkıp Türkiye’de herkesin fikirlerine önem verdiği bir sanal platform haline gelmiştir. Evet, tahmin edeceğiniz üzere Ekşi Sözlük’ten bahsediyorum. Bugün gazete okurken Ayşe Arman’ın bir röportajına rastladım ve paylaşmak istedim. Röportaj Ekşi Sözlük’ün yaratıcısı Sedat KAPANOĞLU ile yapılmış. Kendisi şu anda Microsoft’un Seattle’deki Windows Yazılım ekibinde çalışan bir yazılım mühendisi. Üniversite mezunu değil. ÖSS’nin ona göre olmadığını ve bundan dolayı da üniversiteye girmediğini söylüyor. Daha sonra bir vakıf üniversitesini kazanmış ama o sırada da çalıştığı için devamsızlıktan atılmış. Yazılım tutkusu onda daha çocukken başlamış. İlkokuldayken abisinin okuduğu okuldaki bilgi işlem labaratuvarına birlikte giderlermiş. Burada o da program yazmaya çalışır ve başarırmış. Hocalar dahi onun program yazabildiğine inanamazmış. Bu tutkusu onda giderek artmış ve kendini geliştirmiş. Üniversite mezunu olmamasına karşın yazılım konusunda profesyonelleşmiş. Buna karşın üniversite mezunu olmadığından dolayı pişman olduğunu da sözlerine ekliyor. İşin kolayı varken, zor yoldan yapmaya çalışmak, Üniversitede hocaların hazır öğrettiği şeyleri, kendi kendine öğrenmek zorunda kaldığını söylüyor. Bunun, şu an bulunduğu noktaya gelebilmesinin daha uzun sürmesine neden olduğunu ve daha zahmetli hale getirdiğini söylüyor. Microsoft’a nasıl kabul edildiniz sorusuna ise şu şekilde cevap veriyor: “Microsoft bildiğiniz şirketlere benzemiyor. Diplomaya değil, yeteneğe ve potansiyele bakıyor. Ama burada da işe girmek kolay değil. Microsoft’a girebilmiş olmam, tamamen yazılım geliştirmeye beslediğim kişisel tutkuyla alakalı.” Çocukken bilgisayar yazılımına duyduğu ilgiyi normal bir şey olarak tanımlıyor. Resme ya da müziğe ilgi duymaktan çok da farklı sayılmadığını; hayal gücünüzü, somut bir esere dönüştüren enstrümanın bilgisayar olduğunu söylüyor. Herkesin yaptığını istemeyen biri Sedat KAPANOĞLU. Aynılaşmayı sevmiyor. Farklı şeyler denemekten zevk alıyor. Ekşi Sözlükte bu şekilde doğmuş. İlk başlarda bir geyik olarak yapılmış sözlük. Daha sonra internetin yaygınlaşmasıyla yayılmış. Başlarda arkadaşlarını davet etmiş ve onlar da kendi arkadaşlarını ve site çığ gibi büyümüş. Bilgisayarcıların en büyük sıkıntısının sürekli masa başında oturmaktan dolayı sırt problemleri çekmesi ve kilo sorunu olduğunu vurguluyor. Mouse ve klavye kullanmanın da, tendon zedelenmesi gibi sorunları getirdiğini söylüyor. Sağlığa özen göstermek ve sporu ihmal etmemeyi tavsiye ediyor.

     

    Sedat KAPANOĞLU benim de çok taktir ettiğim bir yazılım mühendisi. Ekşi sözlük sanal dünyaya açılmış yeni bir kapı ve gerçekten de farklı bir proje. Bu kadar insanı ve bu kadar farklı görüşü bir arada sunabilen; bunu da kavga, gürültü olmadan; herhangi ciddi bir olay yaşanmadan sunabilen bildiğiniz başka bir platform daha var mı? (Ufak tartışmalar tabii ki oluyor ama saygı sınırı çerçevesinde. Bunlar da sitenin moderatörleri tarafından sürekli kontrol ediliyor ve kanunsuzluk, ya da hakaret içermediği taktirde yayımlanıyor.) Ekşi Sözlük, internete ve fikir paylaşımına yeni bir soluk getirdi. Umarım ülkemizde böyle projeler üretilmeye devam eder. Bu yazı dizisini okumanızı tavsiye ederim. (Hürriyet gazetesi-Cumartesi eki) 


    March 05

    Tahta ve Derinin Süregelen Uyumu

     

      

     

     

    Lise 2'ye giderken bir tanıdığımız sayesinde metal müzik ile tanıştım. O zamana kadar genelde pop ya da R&B dinleyen biriydim. Ama metal müzik tamamen bambaşka birşey. Çoğu insanın yanlış bilmesine karşın metal müzik, aslında rock müziğin bir dalıdır. Çoğu insan metal müzik denilince bağıran çağıran vokaller, melodinin "m"sinin olmadığı şarkılar ve kabagürültü olarak algılıyor. Tabii ki bunun arkasında metal müziğin aslında ne olduğunu bilmemekten kaynaklanan nedenler var. Bu müziği ilk keşfettiğim yıllarda öyle bir hayranlık beslemeye başladım ki, biran evvel bir müzik aletini çalmayı öğrenip aynı müziği bende yapmak istiyordum. Ama müzik aleti seçmek hiçte dışarıdan göründüğü gibi  kolay bir iş değildir. Siz enstrümanı değil, enstrüman sizi seçmeli. Bunun yolu da denemekten geçiyor. Ben de ilk başta herkesin başlayabileceği enstrümanla; gitarla başlamaya karar verdim. Ama elime aldığımda ve egzersiz yapmaya başladığımda bana sönük geliyordu. Dinlerken aldığım tadı gitar çalarken alamıyordum. Sonra fark ettim ki ritim konusunda gayet başarılıyım ve müziği dinlerken genelde kulağım ritme kanalize oluyor. O andan sonra davullar hakkında araştırma yapmaya başladım. İnsanoğlunun icat ettiği ilk müzik aletlerinden olması, sesinin doğallığı ve tahta ve derinin o inanılmaz ahengi beni büyüledi. Bunun üzerine davul çalmayı öğrenmek için ders almaya karar verdim. İnternette tanıştığım hocamdan toplam 20 saat civarı bir eğitim aldım. Ama eğitim dediğim sadece stüdyoya gidip davul başında otururken verilen eğitimdi. Bunun haricinde günde yaklaşık 1-2 saat de ben çalışıyordum. Evde inanılmaz bir davul setim vardı. İki sandalye ve 4 yastık Açık ağızlı Bu doğaüstü davul setim ve ellerimde bagetlerle bazen ellerim su toplayıncaya kadar çaldım (Davul çalmaya yeni başlayanlarda bu durum genelde oluyor. Bageti tutmayı bilmediklerinden bagetin salınımı esnasında avuç içinde verilecek olan boşluk verilemiyor ve baget kontrolü zayıfladıkça baget daha sıkı tutuluyor. Bunun sonucunda da eller su topluyor ve nasırlaşıyor.) Hocamdan alabileceğim kadarını aldığımı anlayıp yoluma kendim devam etmeye karar verdim. Birçok amatör grupla çaldım. Daha sonra ise başlangıç ve orta seviyelerdeki davulculara ders verdim. Fakat zamanla "Overuse Sendromu" denilen illet maalesef beni buldu. "Overuse Sendromu" (Aşırı Kullanım Sendromu), en çok sporcu ve müzisyenlerde görülmek üzere vücudun belli bir uzvunun uzun zaman boyunca hep aynı hareketi yapması ve bu uzvun aşırı kullanılması sonucu tendon kılıflarının fıtık yaparak kiste dönüşmesi hastalığıdır. Sağ bileğimde nükseden bu hastalık bileğimin hemen altında tam atar damarın üstünde bir kist oluşmasına neden oldu. Bu kist öyle ağrı yapıyordu ki davul çalmayı bırakın bazen bileğimi hareket ettiremiyordum. Boyutu da azımsanamayacak kadar kötüydü. 2 ay boyunca bileklikle gezdim. Kist inmişti fakat yine de hala oradaydı ve tekrar bileğimi kullandığımda tekrar şişiyordu. Bende davul çalmaya belirsiz bir süreliğine ara vermek zorunda kaldım. Şu anda bileğimdeki o sinir bozucu şişlik giderildi ama halen iyileşmiş değil. Fakat içimdeki davul çalma ve müzik yapma isteği hala ilk günkü gibi yerinde duruyor. Davul çoğu insanın bildiğinin aksine sadece ritim tutulan bir alet değildir. Davul ile farklı olarak melodik ritimler de çalabilirsiniz. Bunun güzel bir örneğini yazının girişine koydum. Favori davulcum Terry Bozzio’nun bir videosu. İzleyin, kulaklarınıza inanamayacaksınız. Bu arada bir hatırlatma. Davul notasyonu olan bir müzik aletidir.  Gülümseme


    February 29

    2. MEB Robot Yarışması!!!

      
     
     
    2. MEB robot yarışması 27-28 Şubat 2008 tarihleri arasında Başkent Öğretmenevi'nde gerçekleştirildi. Serbest kategori, çizgi izleyen robot kategorisi ve temalı robot kategorisi mevcuttu. Temalı robot kategorisinde tema "İstanbul'un Fethi" idi. Bende bir kaç arkadaşım ile beraber Çankaya Üniversitesi'ni temsilen, Yapay Zeka ve Robotik Kulübü'nün serbest kategori için hazırladığımız projesiyle yarışmaya katıldık. Projemiz aslen 3 yıldır kulübün aktif olarak geliştirmeye çalıştığı bir projeydi. Biz ise birinci sınıf olduğumuz için ancak bu sene dahil olabildik ve bu seneki çalışmalarda görev aldık. Yarışmaya katıldığımız "Kaşif" isimli robotumuz NASA'nın gezegen araştırmalarında kullandığı explorer robotların (NASA'nın Mars'a veya diğer gezegenlere keşif ve araştırma amacıyla gönderdiği robotlar) bir prototipiydi. Ronotumuzun gövdesi alüminyumdan yapıldı. Şasisi özel olarak tasarlandı ve prototip anlayışına uygun hale getirilmeye çalışıldı. Robotu hareket ettirmek için dakikada 12 devir yapan iki motor kullandık. Bu motorlar kulağınıza yavaş gelebilir ama yaptığımız robot bir araştırma robotu; bir keşif robotu ve dolayısıyla bulunduğu bölgeyi hızlı hızlı geçmesi değil daha yavaş şekilde incelemesi için bu motorları tercih ettik. Tekerleklerde paletli sistem kullandık. Böylelikle önüne çıkan herhangi bir engeli rahatça geçebilmesini sağladık. Robotun bir ucuna robot kol taktık. Bu robot kola ihtiyaç halinde çeşitli aksesuarlar takılabiliyor. Örneğin casus kamera; ya da yüzeyden örnek alınması için gerekli aparatlar. Görüntü aktarımı için ise radyo frekansıyla yayın yapan bir casus kamera kullandık. Bu casus kamera ve bir alıcı sayesinde kameranın görüntüsünü herhangi bir televizyondan izleyebiliyorsunuz. 250 metre uzaklığa kadar rahatlıkla izleniyor. Onu da ayrı bir düzeneye bağladık ve 5 saniye aralıklar ile 20 derece sağa ve sola dönmesi yönünde programladık. Böylelikle yüzeyi daha rahat inceleme şansını elde ettik. Robotu güç yönünden besleyen 12 voltluk 3.2 amperlik akünün şarjı içinse güneş panelleri kullandık. Robotumuzda 7 tane güneş paneli mevcut ve her biri 1.5 voltluk enerji sağlıyor. İçindeki GPS vericisi sayesinde robotun konumunu internet üzerinden online olarak görebiliyoruz. Bu robot için kaç kere Ulus'a gittiğimi inanın ben bile unuttum. Bu kadar zengin bir donanıma sahip robotumuzda maalesef ir arıza meydana geldi. Yarışma esnasında Çankaya Üniversitesi Yapay Zeka ve Robotik Kulübü standının önünde robotumuzu sergiliyor ve gelen izleyicilerin sorularını cevaplıyorduk. O esnada robotumuzun devrelerinden biri yandı. Üstüne üstlük daha jüriye de robotu göstermemiştik. Puanlama daha yapılmamıştı. Elimizde devrenin yedeği yoktu ve değiştiremedikte. Mecburen jüriye robotumuzu çalışmaz haldeyken sunduk. Sonraki gün robotumuzu çalışır hale getirdiysek te tekrar puanlama yapılması için jüriyi birtürlü bulamadık. Yarışmada bize soru soran izleyicilerin çoğunun "Dereceye girdiniz mi?" soruları zaten robotumuzun ne kadar iddialı olduğunu ortaya koyuyordu. TRT muhabirleri de robotumuzu beğendiler ve bizimle bir röportaj yaptılar. Ama maalesef ilk gün başımıza gelen bu aksilik yüzünden ilk 3'e giremedik. Bu da bize bir tecrübe oldu. Diğer yarışmalara daha hazırlıklı gideceğiz. Yarışmada sadece robot yoktu elbette. Bir ilkokuldan minik arkadaşlarımız da yarışmayı izlemeye geldiler. Onların arasında birtanesi vardı ki yarışmanın galibi bence oydu. Ben robotla oynarken bir de baktım karşımda yarışmayı izlemeye gelen minik arkadaşlarımızdan bir tanesi robot ne yaparsa aynısını yapıyor. Bende dayanamadım ve ortaya bu hoş video çıktı Gülümseme. İzlerken umarım biz standdayken güldüğümüz kadar gülersiniz.
    February 23

    C Dilinde Main Recursive

    Son lab dersimizde bizden main fonksiyonu recursive yapmamız isteniyordu. Kendi yazdığımız main fonksiyonun içinde bir static integer "count" tanımlayıp, bunu da "1"e initialize edecektik. Daha sonra bu değişkeni ekrana bastırıp sonra da postincrement edecektik. Algoritma;
     
    #include <stdio.h>
    int main()
    {
          static int count=1;
          printf("%d ", count);
          count++;
          main();
          return 0;
    }
     
    şeklinde oldu. Kodu execute ettiğimde program 1'den başlayarak count'u ekrana basmaya başladı.Ta ki count 12316 değerini alıncaya kadar. 12316 değerine ulaştığında program sonlandı. "Neden 12316?" diye düşünüyordum. Değişkeni integer olarak tanımladığımdan olamazdı çünkü integer'ın son değeri 32767'dir. Aklıma "Acaba RAM'in kapasitesinden dolayı olabilir mi?" sorusu geldi ve bunu anlamak için yazdığım algoritmanın içine 5 tane daha integer değişken tanımladım. Algoritma;
     
    #include <stdio.h>
    int main()
    {
          static int count=1;
          int a=0, b=0, c=0, d=0, e=0;
          printf("%d ", count);
          count++;
          main();
          return 0;
    }
     
    şeklinde oldu. Kodu execute ettiğimde gördüm ki bu sefer de 9948'e kadar basıp program sonlandı. Haklıydım. Yeni tanımladığım değişkenler RAM'de daha da fazla yer işgal ettiği için bu sefer count 9948'e kadar ekrana basılabilmişti. Kısacası main recursive yaptığınızda belli bir değere kadar RAM'in kapasitesine göre değişkeninizin değeri artırılabiliyor. RAM, değişkenin yeni değerini tutamadığı için ise program sonlanıyor.
    February 21

    c#nedir?.com'dan Büyük Seminer (BMT)

    16 Şubat 2008 tarihinde c#nedir?.com ve Microsoft işbirliğiyle Microsoft'un 2008 Şubat ürünlerinin lansmanlarının yapıldığı seminerimizi Çankaya Üniversitesi kırmızı salonda Bilgisayar Mühendisliği Topluluğu olarak gerçekleştirdik. Seminer cumartesi günü olmasına ve saat sabah 09.00'da başlamasına rağmen katılım oldukça fazlaydı. Ben 370'ten sonrasını sayamadım ama tahminim 400 kadar katılımcı vardı. İnsanların ellerinde not defterleri ya da dizüstü bilgisayarlarıyla geldiğine ve seminer boyu not tuttuklarına bizzat şahit oldum. Seminer tam tamına 8 saat sürdü. Seminerin başlangıcında Sefer Algan (c#nedir?.com editörü) c#3.0 ve onunla gelen yenilikleri anlatan bir sunum yaptı. Daha sonra Oğuz Yağmur (c#nedir?.com editörü) LINQ to SQL ile gelen ve yazılımcının yükünü birhayli azaltan yenilikleri ve kendi deneyimlerini bizlerle paylaştı. Seminere katılanların çoğunluğu yazılım sektöründe çalışan insanlardan oluştuğu için bu konulara ilgi çok büyük oldu. İki sunumda da soru cevap kısmı neredeyse yarımşar saat sürdü. Bu iki sunum bittiğinde seminer, soru cevaplardan ötürü birhayli aksamıştı. Kuru pasta ve çay-kahve ikramı ise katılımcaılara biraz olsun dinlenme imkanı sağladı. Bu sunumları daha sonra Turhal Temizer (c#nedir?com editörü) .NET Framework 3.0 ile gelen WPF (Windows Presentation Foundation) hakkında bir sunumyaptı ve büyük ilgi gördü. Özellikle kendi demo uygulmarını göstermesi katılımcıların beğenisi kazandı. Daha sonra Çiğdem Çavdaroğlu (c#nedir?com editörü) Microsoft'un web uygulamaları için geliştirdiği Silverlight hakkında bilgi verdi. Sonraki sunum Burak Selim Şenyurt (c#nedir?com editörü) tarafından yapıldı. Sunum yine .NET Framework 3.0 ile gelen WWF (Windows Workflow Foundation) ve WCF (Windows Communication Foundation) hakkındaydı. Özellikle WWF büyük ilgi gördü. Son olarak ise İlker Acar (c#nedir?com editörü) Microsoft Visual Studio 2008 ve onunla gelen yenilikler hakkında bir sunum yaptı. Örneklerle seyircilerin kafasında kalan soru işaretlerini gidermeye çalıştı. Seminer sonunda soru cevap kısmına geçildi ve tüm ekip sahneye çıkarak seyircilerin sorularını cevaplandırdılar. Seminer 8 saat sürmesine rağmen gün sonunda seminerimizi 100 kişiyle sonlandırdık.
    February 18

    Çankaya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Topluluğu (BMT)

    logoduz3son
     

    Topluluğumuz 2007 yılı Mayıs ayında kuruldu. Topluluğun kuruluş amacı Çankaya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde bilgi paylaşımını sağlamak, eksiği olanların eksiğini gidermek ve bölüme yeni başlamış öğrencilerin acemiliklerini minimum düzeye indirerek en kısa zamanda bölüme alışmalarını sağlamak. Topluluğa kayıt olmanız için sadece Çankaya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği'nde okumanız yeterli. Herhangi bir form doldurmanız gerekmiyor. Bu bölümü kazananlar otomatik olarak bizim üyemiz sayılıyorlar. Her sınıf için iki temsilcimiz var ve bu temsilciler hem kendi dönemlerindeki arkadaşlarına onların isteklerini yönetime bildirerek, hem de bir alt dönemdeki arkadaşlarına yardım etmek zorundalar. Yani 2. sınıf temsilcisi olan kişiler hem 2. sınıfarın BMT'den istekleri için yönetim ile bir köprü konumundalar, hem de 1. sınıflar için birer danışmanlar. Topluluk, özellikle 1. sınıfların bölüme çabuk ısınmaları ve ilk defa görecekleri derslere alışmalarını minimum düzeye indirgemek için çalışıyor. Bunun için de vizeler ve finallerden önce üst sınıflar, konularında artık belli bir yere gelmiş öğrenciler, alt sınıflara takviye dersler veriyorlar. Bu takviye dersler esnasında alt sınıfların çözemediği sorular çözülüyor ve anlıyamadıkları konular da tekrar ediliyor. Aynı takviye dersler, öğrencilerin sınıf sorumlularına istekleri doğrultusunda ara haftalarda da yapılıyor. Topluluğumuz ayrıca birçok seminer de düzenliyor. Böylelikle bölümde okuyan öğrencilere bir vizyon kazandırmak ve yeni teknolojilere yabancı kalmamalarını sağlamak amaçlanıyor. Topluluk grup sayfası;

    http://groups.google.com/group/cankayabilgisayarmuhendisligi?lnk=gschg

    Yazan Robot OTTO

           

     

    Birinci dönem okulun bitmesine az bir zaman kala Computer Engineering Orientation dersi için hocamız bize kendi projesi olan OTTO robotuyla proje geliştirmemizi istedi. 10 tane robot vardı ve tüm öğrenciler 5'erli gruplar halinde birer robot alıp proje geliştirmeye başladırlar. Bizde takım olarak ne yapabileceğimiz hakkında bayağı bir kafa yorduk. En sonunda "Okuma Yazma Bilen OTTO" fikri ortaya çıktı. Robota bir kalem bağlayıp önce "OTTO" yazdırıp daha sonra da çizgi algılayıcı sensörler sayesinde bu yazıyı ona okutacaktık. Ancak robotun keskin noktaları sensörlerle takip edemediğini hesaba katamadık. Bunu farkedince acaba farklı bir yazı tipiyle yazsak takip edermi dedik ama robotun imkanları kısıtlıydı ve sadece 265 byte algoritma alabiliyordu. Robotsan tarafından imal edilen bu robotlarla gelen algoritma geliştirme ve robota upload etmeye yarıyan yazılımda da büyük sorunlar vardı. Örneğin loop'u yazılım kabul etmiyordu. E loop'suz da "OTTO" yazdırmaya kalktığınızda haliyle algoritma gereğinden büyük oluyordu ve robota upload edemiyorduk. Bizde projeyi "Yazan Robot OTTO" olarak değiştirdik. Ama proje esnasında son anlara doğru pillerimiz çok azalmıştı ve tekerleklerin yalpalamasından ötürü de harfler kayıyordu. O gün projeyi teslim etmemiz gerekiyordu ve bizde çekebildiğimiz en iyi OTTO videosunu çekip hocamıza götürdük ve iyi bir not aldık. İzleyeceğiniz videoda yazının son anda kayması işte bu pillerin azalması ve tekerleklerin yamuk olmasından kaynaklanıyor. Ama güzel çalışma oldu Gülümseme işte video…

     

     


    Blog'uma Hoşgeldiniz!!!

    Herkese merhaba;
    Blog'uma hoşgeldiniz. "Bilgi Paylaştıkça Güzeldir" anlayışı çerçevesinde bir blog kurmaya karar verdim. Çünkü eğer yazılım sektöründeyseniz ve kendinizi geliştirmek, teknolojiyi takip etmek ve geride kalmak istemiyorsanız paylaşmalısınız. Elimden geldiğince yaptığım çalışmaları ve fikirlerimi burada yayınlamaya çalışacağım. Tekrar görüşmek üzere.